You must enable JavaScript to view this site.
This site uses cookies. By continuing to browse the site you are agreeing to our use of cookies. Review our legal notice and privacy policy for more details.
Close
Homepage > Regions / Countries > Europe > Turkey-Cyprus > Cyprus > Reunifying Cyprus: The Best Chance Yet

Kıbrıs’ı Yeniden Birleştirmek: Şimdiye Dek En İyi Fırsat

Europe Report N°194 23 Jun 2008

ÖZET VE ÖNERİLER

Kıbrıs’ta başlayan yeni barış süreci, adanın çözüme kavuşturulamayan bölünmüşlüğüne son vermek için en iyi fırsatı sunmakta. Bu değişim, büyük ölçüde Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanlığı’na sürpriz şekilde seçilmesiyle gerçekleşti. Kıbrıslı Türk muadili Mehmet Ali Talat’la birlikte Hristofiyas, Birleşmiş Milletler (BM) arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerin başarıya ulaşması için siyasi irade gösteriyorlar. Türkiye gibi kilit önemdeki aktörler yapıcı olmayı sürdürüyor. Diğer dış aktörlerin, özellikle de BM ve Avrupa Birliği’nin (AB) Kıbrıslıların güvenlik ve refahını arttıracak, Türkiye’nin Avrupa hedefinde ilerlemesine imkan tanıyacak ve AB’nin bu bölge ve ötesindeki politikasına gitgide daha fazla zarar veren bir sorunu aşmasını sağlayacak kapsamlı bir çözüme tam destek ve katkılarını vermeleri gerekmekte.  

21 Mart 2008’deki ilk buluşmalarından bu yana Hristofyas ve Talat, başkent Lefkoşa’daki Ledra Caddesi’nde yeni bir geçiş noktası açtılar ve hazırlık görüşmelerinde kayda değer gelişme sağladılar. 23 Mayıs’ta yaptıkları ortak açıklamayla iki eşit kurucu devletten oluşan, tek bir uluslararası kimliğe sahip iki toplumlu, iki kesimli federe bir ortaklık devletinin kurulmasına bağlılıklarını teyit ettiler. İki cumhurbaşkanının haziran ayının sonunda yeniden buluşmaları ve sağlık, yol güvenliği ve çevre konularında iki toplum arasındaki koordinasyonu güçlendirecek önlemlere ilişkin bir anlaşmaya varmaları bekleniyor. İki liderin bu tarihte ya da en geç temmuz ayı ortasında ilerleme kaydetmeleri ve 1 Eylül 2008’i tam kapsamlı müzakereler için başlangıç tarihi olarak ilan etmeleri gerekiyor.     

İki taraf da bunun yalnızca bir başlangıç olmakla birlikte yakın gelecekte adanın yeniden birleşmesi için son şans olabileceğinin farkında. Annan Planı’nın 2004 yılındaki referandumlarda Kıbrıslı Türklerce kabul edilmesinden ve Kıbrıslı Rumlarca reddedilmesinden bu yana bölünmeyi teşvik eden birçok dinamik ortaya çıktı. Halihazırdaki görüşmelerin başarısızlığa uğraması, adada bir öç alma siyaseti ve güvensizlik döngüsünün oluşmasını tetikleyecek; Türkiye-AB ve AB-NATO ilişkilerini olumsuz yönde etkileyecek; Kıbrıs sorununu AB’nin kalbinde kalıcı bir rahatsızlık unsuruna dönüştürecek ve 2007’deki Kıbrıs’ta petrol arama krizi hatırlanırsa yeni askeri gerilimlerin doğmasına neden olacaktır.

Kapsamlı müzakereler öncesinde ve sırasında çalışma grupları ve teknik komiteler, liderlerin dikkatine sunmak için yeni seçenekler ortaya koymak üzere toplanmayı sürdürmeli. Şu anki ivme korunmalıdır. İki taraftaki şüpheciler ve milliyetçiler, görüşmeleri rayından çıkarmak için fırsat kollamaktalar. 2008 Şubatı’nda yeniden seçilme şansını yitiren eski Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tassos Papadopoulos ve onlarca yıl Kıbrıslı Türklerin liderliğini yürütmüş olan Rauf  Denktaş gibi iki uzlaşmaz, katı görüş yanlısı liderin yürütülen sürece yönelik eleştirileri, Hristofyas ve Talat’ın bir çözüme ulaşmaya ne kadar kararlı olduklarını gözler önüne sermektedir.   

Kıbrıs’a coğrafi yakınlığı, adadaki büyük askeri mevcudiyeti ve Kıbrıs Türk yönetimine verdiği güçlü destek göz önüne alındığında Türkiye’nin pozisyonu son derece önemlidir. İktidardaki AK Parti hükümeti, 2004 yılında olduğu gibi bugün de çözümü desteklemekte ve Dışişleri Bakanlığı, bir çözüme ulaşılması yolunda kararlılığını dile getirmekte. Türk ordusu, 2004’te verdiği uygun bir anlaşma karşılığında adadan asker çekme taahhüdüne hâlâ bağlıdır ve bu yapıcı tutumunu korumaktadır. Kıbrıslı Türkler, BM’nin kabul görmüş parametreleri doğrultusunda bir çözüme ulaşmak için Ankara’nın tam desteğine sahip olduklarını belirtmektedirler. Türkiye’de AK Parti’ye açılan kapatma davasından kaynaklanan iç siyasi çalkantıların azalması, görüşmelerin başarıya ulaşma şansını arttıracaktır. Ne var ki bu iç siyasi sorunlar, Kıbrıs’taki ilerlemeyi durdurmayacaktır.     

Kıbrıslı Rumlarla Türkiye arasındaki güvensizlik en önemli engellerden biridir. Kıbrıslı Rumların Hristofyas liderliğinde pozisyonlarının değişmesine karşın Ankara, Rumların niyetlerine kuşkuyla yaklaşmakta; Kıbrıslı Rumlar da Türkiye’nin samimiyetsiz ve güvenilmez olduğunu düşünmeye devam etmektedir. 40 yıldır görüşmeyen bu iki taraf, birbirlerini hemen hiç tanımamakta ve milliyetçi medyalarında yer bulan aşırı söylemlere derhal inanmaya hazır gözükmekteler. Türkiye, Kıbrıs Rum hükümetinin tüm adanın çıkarlarını temsil ettiğini reddetse de Kıbrıslı Rumlarla iletişime girmelidir. Aynı şekilde Kıbrıslı Rumlar da uzun zamandır var olan Kıbrıs Türk yönetim yapısıyla çalışma konusunda daha istekli olmalıdır. AB üyesi ülkeler ve diğer dış aktörler de daha iyi bir iletişimin kurulmasına yardımcı olabilirler.

BM Genel Sekreteri, kapsamlı görüşmeleri kolaylaştırmak ve tüm bölgesel ve uluslararası aktörlerin bilgilenmelerini ve destekleyici olmalarını temin etmek amacıyla yeni bir üst düzey özel danışman atamalıdır. Kıbrıslı Rumlarla Türkiye arasındaki ilişkinin kopması durumunda birçok alandaki politikalarının zarar görmesi riskiyle karşılaşacak AB’nin süreçte daha aktif bir rol alması, örneğin çözümü destekleyecek mali enstrümanlar için şimdiden hazırlık yapması gerekir. 

AB çatısı altında doğru ve kapsamlı bir çözümden Kıbrıs’taki iki toplumun ekonomisi ve güvenliğinin yanı sıra Türkiye de önemli ölçüde yarar sağlayacaktır. Tüm taraflar zorlu bir uzlaşma yolunda çalıştıkları için acı hatıralarını ve geçmiş güvensizliklerini bir kenara bırakmalı ve bu hedefe yoğunlaşmalılar.

ÖNERİLER

Kıbrıs Rum Yönetimi:

1.  Özellikle önceki Kıbrıs Rum yönetiminin AB yetkililerinin Talat’ı ofisinde ziyaretine koyduğu yasağı kaldırmak ve geçici de olsa Kıbrıslı Türklerin spor kulüplerinin, eğitim ve folklor derneklerinin uluslararası faaliyetlerine getirilen kısıtlamaları gevşetmek yoluyla Kıbrıslı Türk muadillerine meşru ortaklar olarak davranmalı.

2.  BM’nin uzun yıllardır süregelen ve kabul görmüş çalışmalarına dayanan ve dikkatli bir biçimde müzakere edilmiş kapsamlı ve nihai bir çözüme ulaşma hedefine bağlılığını göstermek için Avrupa Komisyonu’nun öngördüğü ve Kıbrıslı Türklerin AB ile kendi limanlarından doğrudan ticaret yapmasını sağlayacak Doğrudan Ticaret Tüzüğünü tek taraflı olarak uygulamalı.

3.  Türkçe’nin Kıbrıs’ın olduğu gibi Avrupa Birliği’nin de resmi dillerinden biri olmasını talep etmeli ve Kıbrıslı Türk seçmenlerin ve adayların 2009 Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılması için gereken hazırlıkları yapmalı.

4.  Türkiye’nin nihai AB üyeliğini destekleyici açıklamalar yapmalı. Türkiye’yle AB arasındaki taslak üyelik anlaşmasının müzakere başlıklarına koyduğu çekinceleri kaldırmak, Türkiye’ye karşı yersiz eleştirilerden ve Kıbrıslı Türklerle aralarındaki ilişkiyi kötü yönde etkileyecek girişimlerden kaçınmak gibi önlemler yoluyla Türkiye’nin AB’ye  katılım sürecine desteğini sunmalı.

Kıbrıs Türk Yönetimi:

5.  Çalışma grupları ve teknik komitelerde iki toplum liderlerinin dikkatine sunulacak konuların görüşülmesi sırasında esneklik göstermeli.

6.  En azından müzakereler süresince kuzeydeki Kıbrıs Rum malları üzerindeki inşaat faaliyetlerini dondurmalı.

Türkiye hükümeti:

7.  Kıbrıslı Rum yetkililerle görüşmeli ve müzakere sürecini destekleyen kamu açıklamaları yaparak ve Kıbrıs’taki askeri varlığını azaltarak sorunun çözümüne daha aktif katkılar yapmaya kararlı olduğunu ifade etmeli.

8.  BM’nin uzun yıllardır süregelen ve kabul görmüş çalışmalarına dayanan ve dikkatli bir biçimde müzakere edilmiş kapsamlı ve nihai bir çözüme ulaşma hedefine bağlılığını göstermek için Avrupa Birliği’yle Türkiye arasındaki Gümrük Birliği’nin 2005 tarihli Ek Protokolü’nde yer alan taahhüdünü tek taraflı olarak yerine getirmeli ve havaalanlarını ve limanlarını Kıbrıs Rum trafiğine açmalı.

AB ve AB Üyesi Ülkelerin Hükümetleri:

9.  Kıbrıslıların sürdürdüğü süreci desteklerken iki taraftaki çözüm yanlısı liderlere aktif siyaset yoluyla ulaşmalı; Kıbrıslı Türklerin AB pazarına ve programlarına doğrudan ulaşmasını sağlayacak AB yardım ve ticaret politikalarının adil şekilde uygulanmasında ısrar etmeli; Kıbrıs’ta çözüme ulaşılmasının önemini anlatmak üzere Türkiye’ye üst düzey ziyaretler gerçekleştirmeli ve Türkiye’nin AB’ye yakınlaşmasını teşvik etmeli.

10.  Kuzey İrlanda’da yapıldığı gibi mal tazminini garanti altına alacak mali enstrümanlar ve gelecekteki iki kurucu devlet arasında ekonomik farklılığı azaltmak için gereken mali yardım da dahil olmak üzere çözümü destekleyici bir ekonomik paket hazırlamalı; gelecekteki Kıbrıs Türk kurucu devletinin AB’nin koşullarını yerine getirmesine yardımcı olmalı; ve Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için gereken on binlerce yeni evin inşasına yardımcı olmalı.

11.  Özellikle Birleşik Krallık, Yunanistan ve Kıbrıs hükümetleri, gerek AB’nin dış politikası ve savunma hedeflerini karşılayacak gerekse AB üyeliği yolunda ilerleyen Türkiye’nin çıkar ve ihtiyaçlarına uygun olacak Kıbrıs ve doğu Akdeniz’e yönelik yeni bir güvenlik yapılanmasını görüşmeliler.

BM Genel Sekreteri ve BM Sekreterliği:

12.  Gelecek haftalarda özel bir danışman atamalı ve danışmana aralarında tam yetkili Kıbrıslı Türk ve Rum sözcülerin de bulunduğu, bölgeye hakim, medya desteğini de sağlayabilecek bir ekip kurmalı.

13.  Kıbrıs’taki BM barış gücüyle (UNFICYP) birlikte çalışarak müzakerelere paralel kamuoyu araştırmaları yapılması ve iki toplumdan sivil toplum temsilcileri, iş dünyasının önde gelen isimleri ve meslek gruplarını bir araya getirecek toplantıların düzenlenmesi gibi yöntemlerle çözümün tanımlanması ve getireceği yararların vurgulanmasında sivil toplumun aktif katılımını kolaylaştırmalı.

Lefkoşa/İstanbul/Brüksel, 23 Haziran 2008

 

More Information