You must enable JavaScript to view this site.
This site uses cookies. By continuing to browse the site you are agreeing to our use of cookies. Review our legal notice and privacy policy for more details.
Close
Homepage > Regions / Countries > Europe > Turkey-Cyprus > Turkey > Blurring the Borders: Syrian Spillover Risks for Turkey

Buharlaşan Sınırlar: Suriye Krizinin Türkiye’ye Sıçrayan Riskleri

Europe Report N°225 30 Apr 2013

YÖNETICI ÖZETI VE ÖNERILER

Türkiye, güney sınırlarına top ateşleri, bombalar, milisler, mülteciler, mezhep gerilimleri ve belirsizlik getiren Suriye iç savaşı için doğru tepkiyi bulmakta güçlük çekti. Şimdiye dek Türkiye, en az 300.000 cömertçe kapılarını açtı.  Ancak  çatışmaların bir çıkmaza sürüklendiği Suriye bir çöken devlet haline gelirken ve Türkiye ve uluslararası toplum birlikte çalışmakta yavaş kalırken, bu sayı üçe katlanabilir ve bu durum, çok yakında sürdürülemez hale gelebilir. Coğrafyası ve nüfus yapısı itibariyle Suriye’nin Türkiye’deki yansıması olan sınır ili Hatay, Ankara’nın yüz yüze olduğu insani ve güvenlik sorunlarının somut örneklerini barındırıyor. Buna mukabil Hatay, mültecilerin nasıl güvenli şekilde gözetilebileceğini de gösteriyor. Türkiye, muhtaç durumda sınırı geçmek için bekleyen Suriyelilerin giriş yapmalarına izin vermeli ve uluslararası kaynaklardan ve yardımlardan daha iyi yararlanmak için yasal düzenlemelerini değiştirmeli. Uluslararası toplum ise çok daha cömert olmalı ve Türkiye’nin yardım çabalarına destek olmaya daha fazla yoğunlaşmalı.  

Suriye’deki çatışmalar, bölgesel anlamda Türkiye’nin “sıfır sorun” politikasının nasıl çok yönlü sorunlara dönüştüğünü simgeliyor.  Ankara’nın Şam’la arasındaki şiddetli ihtilaf ve muhalif savaşçılara verdiği açık destek, Türkiye’yi seçeneklerini kısıtlıyor. Kriz, Türkiye’nin Arap dünyasıyla olan ana ticaret yollarının tıkanmasına ve Kürt sorununda yeni bir cephe açılmasına yol açtı. Türkiye, 2008 yılında İsrail’den İran’a tüm bölgesel güçlerle diyalog kurma yeteneğinden ötürü takdir edilirken şu anda ağırlıklı olarak Katar ve Suudi Arabistan gibi muhafazakar Sünni Müslüman ortakları ile paralel politıkalar izliyor. Suriye ve İran’dan kaynaklanan yeni tehditler, Türkiye’yi ABD ve AB’deki ortaklarıyla güvenlik bağlarını kısmen de olsa yeniden canlandırmaya ikna etti. Türkiye, gitgide daha fazla tarafgir bir aktör olarak görülmekte. Türk liderler, ülkenin bölgedeki en büyük güç olmak için yeterli kaynaklara sahip olduğunu iddia etseler de Suriye’deki olaylar üzerindeki etkisi sınırlı.

Şu an için en büyük sorunu, çoğunluğu Türkiye’nin sınır şehirlerinde bulunan, yaklaşık yarısı on yedi kampta, geri kalanı ise köy ve şehirlerde yaşayan Suriyeli mülteciler oluşturuyor.  Türkiye, şimdiye dek 750 milyon dolar harcama yaptı; ancak bağışçılarla uyuşmazlıklar nedeniyle yalnızca 100 milyon dolar uluslararası yardım alabildi. Halihazırda 100.000 Suriyeli, sınırın Suriye tarafında emniyetsiz ve acınası koşullarda mahsur kalmış durumda ve BM, kaçanların toplam sayısının bu yıl içinde ikiye ve hatta üçe katlanabileceğini öngörüyor. Muhalif savaşçılar ve pasaportu olan Suriyeliler, rahatça sınırı geçebiliyorlar; ancak Ankara, gelen mültecilere yalnızca kamplarda yer olduğunda izin veriyor. Uluslararası fonlarla sınırdan oldukça uzakta yeni kamplar inşa edilmeli.

Şu anda birkaç kamp ve civardaki bölgeler, çoğunluğu Sünni Müslüman olan Suriyeli muhalif savaşçılar tarafından ailelerini ziyaret etmek, tıbbi hizmet almak ve teçhizat satın almak için dinlenme yerleri olarak sıklıkla kullanılıyor. Bu durum, özellikle de nüfusun üçte birini Arap Alevi toplumundan gelen ve Suriye Alevileri ile doğrudan akrabalıkları olanların oluşturduğu Hatay bölgesindeki hassas etnik ve mezhepsel dengeleri kötü yönde etkiliyor. Türk makamları, Hatay’da Eylül 2012’deki gösteriler sırasında doruğa ulaşan bu gerilimleri şu ana kadar yatıştırabildi. Sorunun büyük bölümü—rakip toplulukların silahlandığı yönündeki muhtemelen abartılı raporlar gibi—yanlış algılamalara ve korkulara dayanıyor ve daha fazla açıklık ve diyalogla ele alınması gerekiyor. Fakat Ankara, Suriyeli muhalif savaşçıların Alevi bölgelerinde toplanmamalarını ve mülteci kamplarının üsler olarak kullanılmamasını temin etmeye devam etmeli.

İdeal olan, Suriyelilerin sorunlarının Türkiye’nin de istediği gibi Suriye’de çözülmesi; ancak yardım kuruluşları, malzemeleri kolaylıkla ülkeye taşıyamıyorlar. Uluslararası yardımların büyük bölümünün kendi kontrolünden geçmesini zorunlu kılan Suriye, muhalefetin kontrolündeki bölgelere en az miktarın ulaşmasını sağlamak için doğrudan sevkiyatı engelliyor. Türkiye’nin pek çok önemli yabancı sivil toplum örgütünün müdahil olmasını güçleştiren ve yabancı kaynaklı yardımların sınırlarından geçmesini yavaşlatan kısıtlayıcı kuralları bulunuyor. Suriyeli muhataplarca sınırda teslim alınan “sıfır noktası” yardımları hala yetersiz; ama sınırın öteki tarafına tam erişim olmadığı sürece bu sevkiyatların geliştirilmesi ve arttırılması gerekiyor.  Bunun olabilmesi için Türkiye, yasal düzenlemelerini hızlandırmalı ; böylece kendinin de yardım etme, izleme ve denetleme kapasitesini geliştirecektir.

18 Nisan’da BM Güvenlik Konseyi, ender görülen bir uyum içinde insani yardımın uygun durumlarda sınır ötesinden de olmak üzere en etkili biçimde kolaylaştırılması gereğinin altını çizdi. Birçok BM örgütünün Suriye’nin tüm bölgelerine yardım kuruluşlarının güvenli ve engelsiz erişimlerinin sağlanması için tüm taraflara yaptığı çağrıya destek verdi. Hem Şam’ın sınırları üzerindeki denetimi gevşetmeyi reddetmesi ve sivillere yönelik acımasız saldırıları, hem de muhalefetin kontrolündeki bölgelerde yaşanan organizasyon eksikliği ve adam kaçırmalar nedeniyle  yardım örgütleri, kuzeyde açıkça faaliyet göstermek hususunda temkinli davranıyorlar. İnsani amaç güden yardım örgütleri, kuzeydeki çaresizce yardıma muhtaç insanlara ulaşmakta ilave engellerle karşılaşmamalılar.  Suriye için orta vadede gerçekleşmesi en muhtemel tahmin çıkmaza sürüklenmek iken, Güvenlik Konseyi ve BM örgütleri sınır ötesi BM insani yardım operasyonu planlamak için Suriye hükümeti ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bölgedeki komşularla yaptığı müzakerelerdeki açıklamalarına bağlı kalmayı sürdürmeli. 

Türkiye, Suriye içindeki zorlu sorunları tek başına çözme kapasitesine sahip değil ve büyük ölçekli bir askeri müdaheleyi de düşünmüyor. Muhalif savaşçıların daha fazla silahlandırılmaları, rejimi süratle devirmelerini sağlayacakmış gibi görünmüyor. Ve Türkiye’nin Osmanlı geçmişi ve çevresindeki Sünni Müslüman bölgede sahip olduğu tarihsel öncü ve ekonomik rolü konusundaki iyimser görüşleri, kapısının eşiğindeki kontrol edilemez, parçalanmış, radikalleşmiş sahipsiz topraklar düşünüldüğünde gerçeklerle çelişiyor.  Bu arada Suriye’de milyonlarca sivilin dramı devam ediyor. Geçtiğimiz iki yıl içinde Ankara, duruma iyi yanıt vermiş olsa da mülteci krizi daha büyük ve uzun süreli bir hal alırken Türkiye’nin daha fazla desteğe ihtiyacı olacak. Türkiye, BM örgütleri ve uluslararası yardım örgütlerine daha fazla erişim sağlamalı. AB üyesi ülkeler ise ülkelerinden kaçan Suriyelilere giriş kolaylığı, , AB sınırından geri döndürülmeleri ve sığınma sağlanması hususlarında daha fazla dayanışma sergilemeliler.

Daha geniş anlamda Türkiye, Suriye krizinin hızlı çözümüne bel bağlayarak kendi itibarını riske atmamalı ve ağırlık verdiği konularda uzun vadeli değişiklikler yapmalı. Tüm taraflar ile daha erdemli bir konumda muhatap olabilmek için Sünni Müslüman bir hegemon devlet imajını yansıtmaktan kaçınmalı. Aynı zamanda sınırının güvenliğini yeniden sağlamalı ve Suriyeli muhalif güçlerin Suriye’ye dönmelerini istemeli. Sünni Müslüman bir imaj yerine dengeli bir bölgesel güç profili sergileyerek aynı zamanda Suriye’yi ele geçirmiş mezhepsel bölünmelerin sınırı aşarak Türkiye’ye, özellikle de Hatay bölgesine ulaşması ihtimalini önemli oranda azaltacaktır.

ÖNERILER

Türkiye’ye kaçan Suriyeli sivillere yardım etmek için

Türkiye hükümeti:

1.  Bilhassa Suriye’den kaçan tüm sivillerin kamplarda veya konaklayabilecekleri özel yerlerde korunabilmeleri için Suriye ile olan sınırını insani amaçlarla açık tutmalı.

2.  Kalıcı olarak geri dönmeleri için gerekli koşullar oluşana dek hiçbir sivili zorla Suriye’ye sınırdışı etmemeli.

3.  Türkiye’deki kamplarda, konakladıkları özel yerlerde veya sınırda bulunan insanlara acil yardım sağlayan uluslararası sivil toplum örgütlerinin derhal faaliyet gösterebilmelerini sağlamak için yasal düzenlemelerini değiştirmeli ve mültecilerin kayıt altına alınması ve ihtiyaçlarının giderilmesi çalışmalarında  BM örgütlerine, uluslararası insani yardım kuruluşlarına ve mültecilerle ilgilenen örgütlere daha fazla erişim olanağı sağlamalı.

4.  Türkiye’deki tüm Suriyeli mülteciler için çalışma ve oturma izinlerini, doktorların geçici çalışma sertifikalarını ve Arapça konuşulan okullarda okuma imkanını hızlı ve ucuz hale getirmeli.

Başta AB ve üye devletler olmak üzere uluslararası toplumun üyeleri:

5.  Yeni Suriyeli mülteci akınlarında Türkiye’ye yardım edebilmek için verdiği fonları ve yardımları arttırmalı. 

6.  Ülkelerinden kaçan Suriyelilerin AB ülkelerine geçişini kolaylaştırmalı. Planlanan Bölgesel Koruma Programı’nı hayata geçirmeli ve onlara barınma, istihdam ve tıbbi hizmet imkanları sunmak üzere Geçici Koruma Direktifi çağrısında bulunmalı.

Suriye’nin kuzeyindeki Suriyelilerin vahim durumunu iyileştirmek için

Başta BM Güvenlik Konseyi üyeleri ve BM’nin yardım örgütleri olmak üzere uluslararası toplumun üyeleri:

7.  Güvenlik Konseyi ve BM örgütleri, sınır ötesi BM insani yardım operasyonu planlamak için Suriye hükümeti ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bölgedeki komşularla derhal müzakere ederek  sınır ötesini de kapsamak üzere yardımları en etkili biçimde izin vermeye teşvik ettiği 18 Nisan 2013 tarihli açıklamasının gereklerini yerine getirmeli.

Suriye hükümeti:

8.  Uluslararası yardım konvoylarının sınırı geçmelerine izin vermeli ve bunlara ve diğer sivil hedeflere saldırı yapılmamasını güvence altına almalı.

Uluslararası insani örgütler ve bağışçılar:

9.  Sınır ötesinde yürütülecek BM insani yardım operasyonundan önce dahi Türkiye-Suriye sınırındaki yolları da kullanarak Suriye içinde yolların güvenli olduğu tüm bölgelere ulaşmalı ve kuzeyde Şam’daki cephe hattını aşarak ulaşılması güç bölgelere erişim sağlamalı.

10.  Suriyeli muhataplara sınırda veya ötesinde teslim edilen yardımlar için verdiği desteği arttırmalı ve Türkiye’deki Kızılay’ın yanı sıra deneyime ve geçmiş başarılara sahip diğer STK’lar ile işbirliği içinde çalışmalı.

Türkiye hükümeti:

11.  Yardımın ve uluslararası yardım öğütleri çalışanlarının Suriye’ye geçişi için standart, basitleştirilmiş ve daha hızlı düzenlemeleri kabul etmeli.

Kuzeyde faal olan silahlı ve sivil gruplar dahil olmak üzere Suriye muhalefeti:

12.  Yardım konvoylarının ve personelinin güvenli şekilde geçişine izin vermeli; yardım getirenlere saldıranları veya onları kaçıranları cezalandırmalı.

13.  Batılı bağışçıların yardımıyla Yardım Koordinasyon Birimi’nin kapasitesini arttırmalı. 

Suriye’de yıllar sürebilecek olası çalkantılara hazırlanmak için

Türkiye hükümeti:

14.  Uzun süreli mülteci sorununu çözebilmek için planlar ve personel temin ederek yanıtın sürdürülebilirliğine, ve mültecilerin kendi kendilerine yeterli olabilmelerini sağlamanın yöntemlerine odaklanmalı.

15.  Topluluklar arasındaki gerilimlerin kendi topraklarına sıçramasını engellemek için girişimlerde bulunmalı ve görev başında olmayan Suriyeli muhalif savaşçıların Alevilerin yaşadığı yerlerden uzak durmalarını sağlamalı.

16.  Suriyeli muhalif savaşçıların sınır geçişlerini en aza indirmeli; onların mülteci kamplarını üs olarak kullanmalarına izin vermemeli; kamplardaki gençler üzerinde milislere katılmaları yönünde baskı olmamasını temin etmeli; yeni mülteci kamplarını sınırdan uzak bölgelerde kurmalı.

17.  Türkiye’ye karşı herhangi bir hasmane eylemde bulunmamış Suriyeli Kürtleri veya diğer grupları hedef almaktan kaçınmalı; Kürt sorununun çözümlenmesi ve Suriye krizi ile örtüşen konuların sona ermesi için Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile devam eden süreçte hızlı hareket etmeli.

Antakya/Ankara/İstanbul/Brüksel, 30 Nisan 2013

 
This page in:
English
Türkçe

More Information