You must enable JavaScript to view this site.
This site uses cookies. By continuing to browse the site you are agreeing to our use of cookies. Review our legal notice and privacy policy for more details.
Close
Homepage > Regions / Countries > Europe > Turkey-Cyprus > Turkey > Turkey and Greece: Time to Settle the Aegean Dispute

Türkiye ve Yunanistan: Ege’deki Anlaşmazlığı Çözmenin Zamanı

Europe Briefing N°64 19 Jul 2011

GENEL BAKIŞ

Ege Denizi’ndeki gerilimlerin Yunanistan ve Türkiye arasında üç kez savaşa dönüşmesi tehlikesinin atlatılmasından bu yana, bu iki NATO müttefiki normalleşme konusunda büyük yol kat etti. Ticaret, yatırımlar, karşılıklı işbirliği ve turizm, büyük artış gösterdi ve 1970’lerin başında Ege anlaşmazlığını tetikleyen Kıbrıs gibi meseleleri geri plana itti. Sıkça yapılan ikili görüşmeler ve Türkiye’nin Yunan adaları üzerindeki askeri uçuşları 2011’de resmen duyurmaksızın askıya alması, bu anlaşmazlığı çözmenin zamanının geldiğinin işaretidir. Türkiye’de Haziranda seçilen güçlü, yeni hükümet, kendisini sorumlu bir bölgesel güç olarak daha fazla ortaya koymayı, bölgesindeki sorunları çözmeyi ve Avrupa Birliği (AB) yolundaki engelleri kaldırmayı hedefliyor. Atina, ekonomik krizinin ortasında her türlü ekonomik desteğe ve artan güvenliğe ihtiyaç duyar iken, bu gereksiz ve halen tehlike potansiyeli barındıran ihtilaf çözüme kavuşturulmalıdır. Bunun için iyi bir strateji, karşılıklı anlaşmaya ulaşılacak biçimde ve gerekirse uluslararası yargı organlarına da başvurarak iki tarafta da kamuoyunu hazırlayacak eş zamanlı adımların atılması olacaktır.   

Son yıllarda yaşanan sükunet Ege anlaşmazlığını uluslararası toplumun ilgi alanından uzaklaştırmış olsa da ani bir alevlenme riski hâlâ mevcut. Yunanlılar, Türkiye’ye kendi ülkelerinden daha yakın olan yüzlerce adanın güvenliği için endişe duyuyorlar. Türkler ise Yunanistan’ın karasularını tek taraflı olarak artırması ve yeni deniz hakimiyet alanları ilan etmesi durumunda, Ege Denizi’nden ve açık denizlerden tamamen kopma riskinden ötürü korku duyuyorlar. Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için yapılan müzakereler ve Türkiye’nin AB’ye katılım süreci, çıkmaza sürükleniyor. Ancak Ankara ve Atina, Ege anlaşmazlıklarını çözümlemek üzere nihai adımları atarlarsa bu, Türkiye’nin iyi niyeti konusunda Kıbrıslı Rumları ikna etmeye yardımcı olabilir ve Türkiye’nin AB üyeliği müzakerelerindeki güvenilirliğini perçinleyebilir.   

Ege konusundaki anlaşmazlıkların büyük bölümü, Atina’nın Kıbrıs’ı Yunanistan ile birleştirmek amacıyla Lefkoşa’da 1974’te gerçekleştirilen darbeyi desteklemesinin ve Türkiye’nin bu Akdeniz adasının kuzeyini işgaliyle sonuçlanan istilasının ardından patlak verdi. Anlaşmazlık, karasuları ve kıta sahanlığı gibi deniz hakimiyet alanlarının ötesine geçmiş durumda ve havasahası, adalar üzerindeki uçuşlar, Ege adalarının silahlandırılması ve uçuş bilgi bölgeleri konularını da kapsamakta. Ege Denizi’nin coğrafi yapısı karmaşık ve sıkışık; çoğu Yunanistan’a ait olmak üzere 2.400 adanın yanı sıra Türkiye’nin ekonomi ve güvenlik açısından can damarı olan açık denizlerdeki taşımacılık hatlarını barındırıyor.

Yunanistan, pek çok ülke tarafından onaylanan 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (BMDHS) ayrıntılandırdığı deniz hukuku ilkelerinin kendisine halihazırda altı deniz mili olan karasularını on iki mile çıkarmak için vazgeçilmez bir hak verdiğini ileri sürüyor. Yunanistan, kıta sahanlığının belirlenmesini temel sorun olarak belirtiyor ve bu sorunun ikili müzakerelerle değil, BM Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından çözümlenmesi gerektiğine inanıyor. Yıllar boyunca Türkiye, Ege meselelerinde UAD’ye gitme konusunda isteksizdi ve ikili görüşmelerde ısrar ediyordu, ancak 1997’den beri karşılıklı mutabakata dayanarak yargıya gitmeye karşı çıkmıyor. Türkiye, Yunanistan’ın karasularını genişletmesiyle açık denizlerdeki taşımacılık hatlarına ve Ege’deki kıta sahanlığına erişiminin kesileceğinden korkuyor. Türkiye parlamentosu, Yunanistan’ın karasularını tek taraflı olarak genişletmesi durumunda savaş tehdidinde bulundu ve Ankara, son zamanlara dek meskun Yunan adaları üzerinde askeri uçuşlar yapmak da dahil olmak üzere bazı sembolik güç gösterilerini sürdürdü. Ege üzerinden geçerek Akdeniz’e ve diğer denizlere açılmak isteyen Karadeniz ülkeleri de dahil olmak üzere herkes, açık denizlere güvenli ve engelsiz ulaşım ve geçiş sağlamak istiyorlar.  

Şimdilerde iki taraf da daha yapıcı bir tavır sergiliyor. İki ülkenin dışişleri bakanları, kıta sahanlığı sorununu – ve muhtemelen diğer çözümsüz meseleleri – UAD’ye götürmek amacıyla 2002’den bu yana “istikşafi görüşmeler” için elliden fazla kez bir araya geldi. Özel toplantılarda iki taraf da gerçek güvenlik kaygılarından ziyade iki tarafın kendi iç siyasetleri ve psikolojilerine dayanan bu anlaşmazlığı çözüme kavuşturmak için koşulların yeterince değişmiş olduğunda hemfikir. Ancak maksimalist tutumlardan sıyrılmak ve kamuoyunu uzlaşmaya alıştırmak için siyasi iradenin olmaması, müzakereleri uzun süre başlangıç aşamasında alıkoydu.  

Bu, ileriyi göremeyen bir yaklaşım. Gerek Yunanistan gerekse Türkiye bu uzun ve maliyeti yüksek anlaşmazlığı çözmekten yarar sağlayacak. Askeri yarışa son vermenin ekonomik avantajları, bilhassa Yunanistan için belirgin olacaktır. Türkiye de ekonomik açıdan kazanç sağlayacak, daha da önemlisi çözüm, AB ile olan ilişkisini canlandıracak ve komşularla “sıfır sorun” dış politikasının inandırıcılığını arttıracaktır. Buna ulaşmayı sağlayacak süreç, şu ortak adımlardan oluşabilir:

  • Birinci aşama: Türkiye, meskun Yunan adaları üzerindeki askeri uçuşlara resmen son vermeli. Türkiye ile kapsamlı bir Ege uzlaşmasına varılması ve onaylanmasının ardından Yunanistan, önceki bir dizi anlaşmada verdiği taahhütler uyarınca Ege adalarını silahsızlandırma güvencesini vermeli. Aynı süre zarfında Türkiye, 4. Ordu Komutanlığı’nı feshetme veya Ege’den uzak bir yere konuşlandırma güvencesini vermeli.  
  • İkinci aşama: iki ülke de BMDHS’nin eşitlik ve özel koşullara dair genel ilkeleri uyarınca Ege Denizi’nde özel düzenlemeleri müzakere etmek üzere hazır olduklarını duyurmalı. Yunanistan, Ege’deki deniz hakimiyet alanlarını belirlerken kıyı komşusu Türkiye’nin sahip olduğunu bazı hakları göz önünde bulundurması gerektiğini kamuoyu önünde kabul etmeli ve bu tür konuların ortak denizde kıyılara sahip diğer ülkeler tarafından hakemlik veya yargı yoluyla çözümlendiğini hatırlatmalı. Türkiye, BMDHS’yi onaylayacağını açıkça taahhüt etmeli ve Yunanistan’ın uluslararası hukuk uyarınca prensipte karasularını on iki deniz miline çıkarma hakkına sahip olduğunu kabul etmeli. Müzakerelerin önemli Türk limanlarına ve boğazlardan Karadeniz’e uzanan ve uluslararası taşımacılık için kullanılabilen açık deniz koridorlarının korunmasını da içereceğini birlikte ilan etmeliler.  
  • Üçüncü aşama: Yunanistan ve Türkiye, karasularını belirlemek üzere on iki mil prensibi üzerinden müzakere etmeli. Bu sınırların kesiştiği yerlerde orta çizgiler üzerinde ve Ege üzerinden uluslararası taşımacılık için makul açık deniz koridorlarını sağlayabilmek için gereken noktalarda Yunanistan’ın karasularını azaltma konusunda anlaşmalı. İki taraf da karasuları sınırlarının nereden çizilmesi gerektiği konusundaki her türlü anlaşmazlıkta, ikinci ve üçüncü aşamalarda sıralanan ilkeler uyarınca UAD’nin yargı yetkisinin olduğunu önceden kabul etmeli.
  • Dördüncü aşama: Türkiye ve Yunanistan, başta kıta sahanlığı sorunu olmak üzere, diğer tüm anlaşmazlıklar üzerinde görüşmeli ve ardından hâlâ süren anlaşmazlıkları UAD’ye  götürmeliler.