Arrow Down Arrow Left Arrow Right Arrow Up Camera icon set icon set Ellipsis icon set Facebook Favorite Globe Hamburger List Mail Map Marker Map Microphone Minus PDF Play Print RSS Search Share Trash Crisiswatch Alerts and Trends Box - 1080/761 Copy Twitter Video Camera  copyview Youtube
Türkiye’nin Somali’deki Rolünü Değerlendirmek
Türkiye’nin Somali’deki Rolünü Değerlendirmek
What Happens in the Gulf Doesn’t Stay in the Gulf
What Happens in the Gulf Doesn’t Stay in the Gulf
Briefing 92 / Africa

Türkiye’nin Somali’deki Rolünü Değerlendirmek

Genel bakış

Türkiye, Somali’ye müdahale eden en yeni ülke oldu ve müdahil olması bazı olumlu sonuçlar doğurdu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Mogadişu’ya açlığın zirveye ulaştığı Ağustos 2011’de yaptığı cesur ziyaret ve burada bir büyükelçilik açma kararı, kalıcı barışın sağlanması çabalarına yeni bir soluk getirdi. Türkiye’nin insani yardımlarına Somali’de yaygın olarak duyulan minnettarlık ve ülkenin Müslüman ve demokratik bir devlet olması, Türkiye’nin hoşnutlukla karşılanan bir ortak olmasını sağladı. Ankara, uzun vadeli düşündüğünün sinyallerini verdi. Ne var ki Ankara’nın temkinli bir şekilde ilerlemesi, tek taraflılıktan kaçınması ve bir bașka uluslararası müdahalenin daha başarısızlığa uğramaması için dersler alması gerekiyor. Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca pek çok devlet ve kuruluş, Somali’ye yardım götürmeye ve barışı sağlamaya çalıştılar ve genellikle öncekinden daha karmaşık bir ortam bırakarak ayrıldılar. Ankara, ülkenin karşı karşıya olduğu birçok sorunu tek başına çözemeyeceğinin farkına varmalı ve gerek Somali halkının gerekse uluslararası toplumun desteğini ve işbirliğini garanti altına almalı. Tek başına hareket etmek ters etki yaratabilir, süregelen çabaları olumsuz etkileyebilir ve elindeki muazzam iyi niyeti kaybetmesine neden olabilir.

Türkiye’nin sahadaki varlığı nispeten küçük; ancak açlık için zamanında yaptığı yardım ve sorumluluklarına olan kuvvetli bağlılığının yanı sıra Somali’nin minnettarlığı sayesinde katkısı son derece muazzam olarak görülüyor. Türkiye’nin Mogadişu’da büyükelçiliğinin yanında on civarı resmi kurum veya sivil toplum kuruluşu faaliyet gösteriyor. Ancak Somalililerin hızlı ve kapsamlı iyileşme hayalleri, Türkiye’nin özellikle Mogadişu’da göze çarpan faaliyetleri nedeniyle Türkiye’den yardım almayan bölgelerde büyük beklentilere yol açtı. Ne var ki cömert diplomatik ve siyasi desteğin yanında ülkenin kaynakları mütevazı ve ayrıca Somali’ye verdiği maddi desteğin sınırlı kalması muhtemel. Eğer Somali halkının yüksek beklentileri düşürülmez ve Ankara, yardım ve kalkınma desteğini Mogadişu dışında barış içindeki bölgeleri kapsayacak şekilde genişletemezse Türkiye-Somali ortaklığı zora girebilir veya hızla küskünlüğün hakim olduğu bir ilişkiye dönüşebilir.

Somalilerin İstanbul’da 2012 yılı Mayıs ve Haziran aylarında yapılan iki konferansa (sivil toplum ve hükümet düzeyinde) yönelttikleri açık eleştiriler, Somali siyasetindeki dalgalanmaların ve çeşitli fay hatlarının önemli bir hatırlatıcısı olarak görülmeli. Somali’nin önde gelen siyasi aktörleri, Ankara ile paylaştıkları açık siyasi anlayıştan (örneğin sivil toplum toplantısına katılmak üzere ihtiyar heyetinin İstanbul’a gelmesi gibi) çark ettiler ve iyi niyetli görünen konularda ev sahibi ülkeyi açıkça eleştirerek karşılarına aldılar. Sahadaki varlığından elde ettiği diplomatik deneyim ve uluslararası ortaklarından aldığı destek sayesinde Türkiye, bu beklenmedik sorunları aştı. Müdahalesinin etkili olmasını istiyorsa mütabakata varmak ve dış koordinasyonu iyileştirmek için söz konusu yeni deneyiminden faydalanmalı.

Yeni Somali hükümeti kurulurken savaşlarla tahrip olmuş bu ülkenin istikrara kavuşması ve kalkınmasında Türkiye’nin önemli bir rol oynaması bekleniyor ve bunu yapabilir de. Somali’de önemli ve sürdürülebilir bir rol üstlenebilmesi için Ankara şunları yapmalı:

  • Sağlam bir finansmanla ve gerek Mogadişu’da gerekse Ankara’da ülkenin Somali’deki faaliyetlerine yoğunlaşacak uzman kişilerin sayısındaki artışla destekleyerek Somali politikası için kamuoyuyla paylaşılmış, açık, gerçekçi ve uzun vadeli bir strateji belirlemeli, özellikle Somali hakkındaki bilgisini arttırmalı ve ülkede aktif olarak çalışan diğer ülkeler ve uluslararası kuruluşlarla koordinasyon içinde olmalı;
     
  • Ülkenin iç siyasetinde tarafsızlığını korumalı ve ülkeye yeni gelen yabancıları kurnazlıkla yönlendirmeyi uzun süredir başarmış Somalili siyasetçiler tarafından manipüle edilmekten kaçınmalı;
     
  • Hedeflenen yardımı Mogadişu dışında barış içindeki diğer bölgelere de yaymalı;
     
  • Yurtdışındaki eğitimli Somalililerin ülkelerine geri dönmelerini sağlamak da dahil olmak üzere kurumların inşasına ve bilgi transferine öncelik vermeli;
     
  • Siyasi partilerin gelişmesine, anayasa reformuna ve hesap verebilir kurumların inşasına yardımcı olmalı;
     
  • BM’nin barışı sağlama çabalarında daha aktif bir rol üstlenmeli;
     
  • Sağlayabileceği yardımın miktarı konusunda Somalililerin beklentilerini yönlendirebilmeli;
     
  • Açgözlü iş adamlarını güçlendirmekten kaçınabilmek için sözleşme ve taşeronluklarda standartlara sahip ve şeffaf bir ihale süreci belirlemeli;
     
  • Barış ve uzlaşma çalışmalarında arabuluculuk konusunda uzmanlık ve mali yardım sağlamalı;
     
  • Somali’de oldukça yaygın olan yolsuzluklara karşı kayıtsız kalmaya son vermeli ve diplomatik destek ve kalkınma yardımını hukukun üstünlüğünü sağlama ve hesap verebilir ve verimli kurumlar inşa etme şartına bağlamalı;
     
  • Afrika Birliği Somali Misyonu’na (AMİSOM) daha fazla destek vermeli ve güvenlik yardımını paralel ve mükerrer bir süreç yaratmak yerine mevcut uluslararası mekanizmalar içinde gerçekleştirmeli;
     
  • Somali’nin AMİSOM gibi dış güçler yerine barış ve güvenliğin pekiştirilmesinden sorumlu olacak, profesyonel ve yerelleştirilmiş bir polis teşkilatı oluşturmasına yardımcı olmalı;
     
  • Çakışmaları engellemek ve yardımın stratejik olarak verilmesini sağlamak üzere diğer ülkeler ve uluslararası kuruluşlarla eşgüdüm içinde çalışmalı;
     
  • Somali’de faaliyet gösteren Türk işadamlarının savunmasız durumdaki Somalilileri istismar etmesini ve de Somalili elitler tarafından istismar edilmesini engellemeli; ve
     
  • Hükümetin gelirlerinin ve uluslararası yardımın uygun ve verimli şekilde kullanılmasını sağlamak üzere Londra ve İstanbul’daki konferanslarda karara bağlanan Ortak Finans Yönetim Kurulu’nu desteklemeli.

Bu brifing, Türkiye’nin süregelen operasyonlarını ve şimdiye kadarki başarılarını ele alıyor. Somali, yeni ve belirsiz bir geçiş-sonrası döneme girerken Ankara, muhtemel sorunlarla karşılaşacak ve Somali ile olan balayının bitmesiyle birlikte pek çok beklentiyi yerine getirirken kendini ülkenin karmaşık siyasi ve güvenlik ortamında bulacaktır. Bu brifing bunun önüne geçebilmek amacıyla, Türkiye-Somali işbirliğini sürdürülebilir ve karşılıklı olarak yararlı kılabilecek bazı pratik adımlar öneriyor.

Nairobi/İstanbul/Brüksel, 8 Ekim 2012

Op-Ed / Africa

What Happens in the Gulf Doesn’t Stay in the Gulf

Originally published in The Atlantic

A year after the Qatar crisis began, it’s having potentially dangerous reverberations in the Horn of Africa.

The Gulf crisis that began last year appears to be living by reverse Las Vegas rules: What happens in the Gulf doesn’t stay in (or even have much impact on) the Gulf. Last June, a Saudi-led coalition cut off relations with and imposed a blockade on Qatar, invoking various and shifting rationales—Qatar was, allegedly, supporting terrorist groups, interfering in Saudi internal affairs, and displaying excessive closeness to Iran. Little progress been made in resolving the dispute, and all parties seem ready to withstand it for the foreseeable future. Qatar of course would much prefer to see its foes lift their blockade. Saudi Arabia and its allies, including the United Arab Emirates, are eager to have their neighbor curb its independent foreign-policy streak. On the whole, though, both sides have learned to live with a dispute that has become part of their habitual scenery.

But reverse Vegas rules means also this: What happens in the Gulf is increasingly having destabilizing and dangerous effects elsewhere. Nowhere is this more apparent than in Somalia.

I witnessed this last month when I landed in its capital, Mogadishu. After decades of civil war, I expected to find a bombed-out, militarized shell of a once great coastal city. Mogadishu is still plagued by violence; last October 2017, 600 people were killed by one of the deadliest truck bombs in history. Still, signs of progress abound: Streetlights function, food stalls overflow with produce, shops burst with merchandise, tuk-tuks weave in and out of traffic, people gather on the capital’s beaches, new buildings are under construction, and old buildings are being restored.

Yet this fragile progress is now under threat from an unlikely source. Rivalries among Gulf powers have spilled into the Horn of Africa.

Since Somalia’s central government collapsed in the early 1990s, civil war has gripped the country for nearly three decades in one of the world’s longest-running conflicts. In 2006, al-Shabaab, a jihadist insurgent movement that later became affiliated with al-Qaeda, emerged and occupied swaths of the country, including much of the capital. A famine in 2010 that killed more than a quarter of a million Somalis was made worse by al-Shabaab’s grip on the south-central region of the country. It took until 2011, after the deployment of African Union forces, for al-Shabaab’s gains to be reversed, as African Union and Somali operations pushed the movement out of Mogadishu and began the slow process of stabilizing the country.

True, enormous challenges remained. Reconciling and allocating power and resources among Somalia’s fractious clans, and between Mogadishu and Somalia’s regions, or federal states, has proved an uphill and uneven struggle. So too has building security forces, which are often little more than an assortment of militias whose primary loyalty is to clans as opposed to any formal chain of command. Al-Shabaab proved resilient, often being a better service provider and revenue generator than the graft-ridden government. Overall, though, the general direction of the country appeared positive. The 2017 election of President Mohamed Abdullahi Mohamed, known as Farmajo, who enjoyed support from across Somalia’s clans, was further cause for hope.

The Gulf crisis that began last June, however, has brought another layer of complexity and strife. I hardly expected the Middle East to dominate discussions with officials in the Horn of Africa. But in all my meetings, whether with the Somali prime minister, the national planning minister, the president’s national-security adviser, civil-society leaders—or indeed African officials and Western diplomats in the Ethiopian and Kenyan capitals—the overriding theme was how the rivalry between Qatar and other Gulf countries, specifically the United Arab Emirates, would affect Somalia and the Horn of Africa more broadly.

In the wake of the crisis, and reportedly under pressure from Gulf powers to pick sides, President Farmajo declared that he wanted to keep Somalia out of the fray.

In the wake of the crisis, and reportedly under pressure from Gulf powers to pick sides, President Farmajo declared that he wanted to keep Somalia out of the fray. The U.A.E. didn’t buy it. It considered several of Farmajo’s appointments too close to Qatar and thus at odds with his professions of neutrality. In response, the U.A.E. appears to have doubled down on its support not only for competing Somali factions but also for Somalia’s federal states. In turn, Farmajo’s government, angered at what it views as attempts to undermine its authority, has cracked down on rivals, often using their alleged ties to the U.A.E. as pretext.

The Somali government’s confiscation in April of more than $9 million from an Emirati plane at Mogadishu’s airport brought the crisis to a boil. The government cites the cash as evidence of Emirati meddling. The U.A.E. denies the charge and argues the money was destined for Somali forces whose salaries it has long been paying. Regardless, the dispute has had destructive ripple effects. The U.A.E. cut off aid programs and withdrew personnel from the capital. The rift has exacerbated intra-Somali disputes, particularly between the Farmajo government and federal states. It is deepening the Somali state’s dysfunction—arguably the main reason al-Shabaab remains a threat—and risks allowing the group to muster further strength, despite thousands of lives and billions of dollars spent combatting it.

Not all of Somalia’s challenges can be laid at the Gulf’s doorstep. For years, the Gulf monarchies’ aid and investment has been a lifeline for many Somalis. Nor are Somali elites, long adept at navigating foreign clientelism, helpless victims. They often have been as skillful at manipulating foreigners as foreigners have been at manipulating them.

But rivalries among Gulf powers—which are increasingly on display in the fraught jockeying for influence around the Red Sea and in the Horn of Africa—have brought a dangerous new twist to Somalia’s instability.  It’s not too late for all to take a step back: for Mogadishu to adhere to a position of strict neutrality between Qatar and the U.A.E. and to repair its troubled relations with the federal states; for Gulf countries to cease meddling in Somalia’s domestic politics; and for Somalia’s various actors to stop exploiting for their own ends Gulf states’ economic or strategic interest in their country.

None of that would put an end to Somalia’s long-running and tragic conflict. Even without Gulf meddling, efforts to stabilize the country, curtail the threat from al-Shabaab, reconcile clans, and overcome center–periphery tensions still face a hard and long slog. But if richer, more powerful states treat the country as an expendable battleground, and if they and Somali factions pursue a form of zero-sum competition ill-suited to the country’s fractious and multipolar politics, the bloodshed and discord that have long blighted Somalia risk taking an even darker turn.