Şimdi, destek olma sırası Avrupa'da
Şimdi, destek olma sırası Avrupa'da
Turkey and Russia’s Complicated Relationship
Turkey and Russia’s Complicated Relationship

Şimdi, destek olma sırası Avrupa'da

Son on yılda bata çıka ilerlemeye devam eden Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yarım yüzyılda ulaşılan bir noktada birleşmede, Türkler yeniden örgütlendi ve AB'nin onları karşıladığı yarı yolda yeniden ilerledi.

Sonuç, Türkiye'de devrimsel bir reform süreci olarak tezahür etti. Geçen ay, uzun yıllardır devam eden politik istikrar periyodunun en verimli anı yaşandı, Türk seçmen, reform yanlısı iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'ne yüzde 46,7'lik bir seçim zaferi ve güvenoyu verdi. Şimdi, destek olma sırası Avrupa'da. Göçten korkmak, modası geçmiş genişleme kaygıları ve AB içinde entegre olmamış Türkleri Türkiye'nin modeli gibi sunma hatasına bir son verilmeli. Fransa, Almanya, Avusturya, Hollanda ve Danimarka gibi ülkelerdeki hükümetler, 1963'te verilen üyelik sözünün yerine, 'imtiyazlı ortaklık' gibi yeni bir düşünce ile Türkiye'yle ilgili bir değişime gitmek istiyor.

Avrupa'nın, Türkiye'nin üyelik hedeflerinden korkması gereksiz. Türklerin kendileri de, ülkelerinin on yıla kadar AB'ye hazır olmadığını biliyor. Türkiye, herhangi bir aday ülkeye uygulanan en zorlu koşulları yerine getirmek durumunda. Herhangi bir AB hükümeti onun üyeliğini veto edebilir ve Fransız halkı referandumda aleyhte oy kullanabilir. Türkiye, AB'ye kabul edilebilir olduğunda, kendileri de son adımın atılması konusunda tereddüt edebilir. Türklerin büyük ölçüde pragmatik olan İslam anlayışından korkmak için de bir neden yok. AKP'nin cana yakın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, cumhurbaşkanı olarak seçildi ve Türkiye'nin politik sistemi laikliği korumaya yemin etti. Gül'ün eşi, Türkiye'nin yeni Müslüman muhafazakarları gibi başörtüsü takıyor, ancak bu sembol Başbakan Erdoğan'ın dört yıl önce göreve başladığı sırada eşinin başörtüsü takmasıyla ilgili tartışmalarda olduğu gibi bir anlam ifade etmeyecek. Laik kitlenin nisan ve mayıs aylarındaki gösterileri, Türkiye'nin güçlü Kemalist kurulu düzeninin ve teyakkuz halinde olan toplumunun teokratik rejimin yerleştirilmeye çalışılması durumunda ilk ve gerçek tepkiyi verecek bölümü olacaktır.

Avrupalılar, AB hedefinin altın değerindeki 1999-2005 Türk reformları için motivasyon ve teşvik sağladığını unutmamalı. İronik bir biçimde, bu sağ kanadın Avrupa'da geleneksel olarak Türkiye'nin neden üye olamayacağını gerekçeleriyle anlattığı bir döneme denk geldi. Ekonomik, idari, dinî ve sivil özgürlüklerin tümü bu yıllarda şahlandı. Buna ek olarak, gözle görülür ölçüde, Avrupa ticaret ve stratejik çıkarları bundan faydalandı. Türkiye'nin yıllık ekonomik büyümesi son beş yıldır yüzde 7,5 düzeyinde seyrediyor, kişi başına düşen gelir ise 2003 yılından bu yana ikiye katlandı, özellikle de son iki yılda, yabancı yatırımlar roket gibi fırladı. Avrupalı şirketler, özellikle de Alman olanlar, büyük mağazalar açtı, bankalar ve gıda şirketleri satın aldı. 1995'ten bu yana, Avrupa Birliği ile yürürlükte olan gümrük birliği, Türkiye'nin tüm ticaret hacmini dörde katladı.

Politik gerçeklik de bu süreçten neşet etti, yani Avrupa'ya duyulan güvenin sesleriyle. Türkiye, tipik bir şekilde, Avrupa'nın çoğu ortak politika ve güvenlik politikalarını da benimsedi. Türk askerleri, komutanları ve sivil yönetimler, Afganistan'da hayati roller oynadı. Fransız askerlerinin Kongo'ya taşınması Türk hava ulaşımının yardımı ve önerisi olmaksızın çok daha uzun sürerdi. Türkiye, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler misyonu için gönüllü oldu ve eski Yugoslavya'daki Batı misyonlarına çeşitli boyutlarda destek vermeyi sürdürüyor. AB'nin yüzde 15 oranında gaz ve petrol ihtiyacını karşılayacak olan boru hatları Avrupa'nın enerji güvenliğini garanti altına almada önemli rol oynamaya başladı bile ve bu yollar Türkiye'den geçiyor. AB reformları, Türk toplumunun demokratikleşmesine ve dönüşümüne yardımcı oldu, güneydoğudaki komşularının aksine AB'nin yumuşak gücü gösterildi. Yeni ceza yasası ve sivil kanunlar, dokuz yasal reform paketi ve diğer yasalar için zemin oluşturuldu. Bunların tümü Türk yasama tarihinde eşi benzeri olmayan bir modernleşmeyi getirdi.

2004 yılında, AB-Türk yakınlaşması donmuş Kıbrıs sorununun çözülmesi için ihtimal doğurdu. Kıbrıs'ın asla üstesinden gelinemez bir engel olduğuna inananlar, AB'nin Türkiye ile Yunanistan arasındaki tatsızlığı yumuşatmada bir unsur olduğunu hatırlamalı ki bir dönem iki ülke arasındaki anlaşmazlık giderilemez gözüyle görülüyordu. Bununla birlikte, 2005'ten bu yana AB'nin, iç politikalar, Kıbrıs konusundaki tüm tarafların hataları, Türkiye'nin ilerici İslam anlayışı üzerindeki önyargılarla sinirlerini bozması, ilerlemeyi baskı altına aldı. Irak'taki ABD önderliğindeki savaş, Türkiye'de Batı karşıtı hislerin artmasına neden oldu. Tüm gelişmeler, ulusalcı Türk yargıçların, entelektüelleri ezen, bu yıl cumhuriyetin laik mirasının riske atıldığı hissine kapılarak bir müdahale bildirisi yayınlayarak politik gerilimin ateşini körükleyen otoriter generallerin sinir bozucu eylemleri ile daha da tırmandı. Karşılığında Avrupa'ya dair eleştiri arttı.

Şimdi Türk politikacılar, AB yanlısı bir tutum izliyor gibi görünmekten kaçıyor. Ordu, Avrupa'dan, Fransız şirketlerden satın alımları durdurdu. Türkiye'deki etnik ve dinî azınlıklar yenilenmiş bir baskıyla yüz yüze kaldı. Kıbrıs konusundaki tartışmalar, giderek artan ölçüde AB ve NATO diplomasisine zarar veriyor. Ankara, yeni Avrupa savunma yapısına katkıyı sorguluyor ve askerî meselelerde yalnız başına hareket etme sinyalleri veriyor, özellikle de Kuzey Irak'ta. Bu gidişatı tersine çevirmek için hiç de geç değil. 2005'ten bu yana giderek artan olumsuz atmosfere rağmen, AB reformları konusundaki teknik çalışmalar devam ediyor. Nisan ayında, AKP, AB standartları ile uyumlu olarak en fazla aranılan eylem planını yürürlüğe soktu. Erdoğan, seçim kampanyasında AB merkezli bir politika izlemedi; ancak AB'yi hayal kırıklığına uğratacak ulusalcı sürüye de zıplamadı. Seçim zaferinden sonraki ilk konuşmasında, Erdoğan, AB reformlarına yeni bir ivme kazandırma sözü verdi. Bunun gerçekleşmesine yardımcı olabilmek adına, Avrupa samimi ve ciddi bir biçimde üyelik hedefini yerli yerine oturtmalı. Fransız politikacılarının ortaya attığı, imtiyazlı ortaklık ya da Akdeniz birliği gibi saptırıcı yöntemlere başvurmamalı.

Subscribe to Crisis Group’s Email Updates

Receive the best source of conflict analysis right in your inbox.