Bir Sisifos Hikayesi? Türkiye ile PKK Arasında Barış Görüşmelerine Yeniden Başlamak
Bir Sisifos Hikayesi? Türkiye ile PKK Arasında Barış Görüşmelerine Yeniden Başlamak
Table of Contents
  1. Overview
Turkey and Russia’s Complicated Relationship
Turkey and Russia’s Complicated Relationship
Briefing 77 / Europe & Central Asia

Bir Sisifos Hikayesi? Türkiye ile PKK Arasında Barış Görüşmelerine Yeniden Başlamak

  • Share
  • Save
  • Print
  • Download PDF Full Report

Genel Bakış

Son yirmi yılın en ölümcül şiddet sarmalına hapsolan Türkiye Devleti ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK), barış görüşmelerine derhal yeniden başlamalı. 2.5 yıl süren ve Temmuz 2015’te sona eren ateşkes boyunca yürütülen görüşmelerde elde edilen kazanımlar, hem Kürt sorununun eskiden olduğu gibi askerî tedbirlerle çözülmesi tercihi hem de siyasî iç kutuplaşma nedeni ile kaybedildi. Suriye’deki savaşın Türkiye’ye etkileri de bu durumu körükledi. Güneydoğudaki kentsel yerleşim yerlerinde Temmuz ayından bu yana yaşanan kanlı çatışmaların, sorunun gidişatına verdiği yeni ivmenin neticesini kestirmek mümkün görünmüyor. Barışın temin edilememesi 550’den fazla kişinin yaşamına mal oldu. Bunların arasında, 28 Kasım’da öldürülen saygın insan hakları avukatı ve Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi de dâhil olmak üzere 150’ye yakın sivil bulunuyor. Şu anda Türkiye, kritik bir tercihle karşı karşıya: PKK’ya karşı yürüttüğü askerî stratejiyi uzun süreceği ve istenen sonucu getirmeyeceği kesin olan bir mücadele ile devam ettirmek veya barış görüşmelerine yeniden başlamak. Ancak, devlet hangi yolu seçerse seçsin, Kürt sorununun kapsamlı şekilde çözülmesi için Kürt haklarına dair uzun yıllardır dile getirilen taleplerin ele alınması gerekiyor.

1 Kasım seçimlerinden sonra yeni hükûmetin kurulmasıyla beraber, belirgin bir görev dağılımı bulunmadan, farklı zamanlarda farklı aktörler tarafından temsil edilen Kürt hareketi [parlamentoda yer alan yasal oluşum yani Halkların Demokratik Partisi (HDP), yasadışı PKK ve onun cezaevindeki önderi Abdullah Öcalan] ile Ankara arasındaki güvensizlik sarmalını tersine çevirmenin zamanı artık geldi.

Türkiye Devleti ile PKK arasında çatışmanın yeniden başlaması, eylemlerinde şiddet ve aşırıcılığı benimsemiş olan İslâm Devleti’nin (IŞİD) işine yarıyor. Ankara, PKK’nın bir uzantısı olan Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) Suriye’de IŞİD’e karşı kazanımlarını Türkiye’nin güney sınırına bitişik bir kara koridoruna dönüştürmesinden endişe ediyor. Bu tehdit algısı, zaman zaman Ankara’nın IŞİD’e karşı mücadeleye odaklanmasını engelliyor. 10 Ekim’de Ankara’da bir barış mitingi için toplananları hedef alan ülke tarihinin en kanlı bombalı saldırısı da dahil olmak üzere, Mayıs ayından bu yana, Türkiye’deki Kürt hareketi aktivistlerini hedef alan ve IŞİD tarafından düzenlendiği iddia edilen dört saldırı, devletin kendilerini korumadığına dair Kürtler arasındaki algıyı iyice pekiştirdi. Bu olaylar ile ilgili tartışmalar, Ankara’nın ülke içinde IŞİD’e karşı olan operasyon ve baskılarını genişletmesi gerektiğini gösteriyor. IŞİD bağlantılı olduğu düşünülen saldırılar yalnızca Türkler ve Kürtler arasındaki ayrışmaya değil, mezhepsel ve kültürel diğer fay hatlarında da kırılmalara yol açıyor. Eğer bu ayrışmanın önüne geçilmez ise Türkiye’nin zaten kırılgan olan toplumsal bütünlüğü daha da zedelenebilir.

Yeni hükûmet, Öcalan ile görüşmelere yeniden başlamayacağını açıkladı. Hükû­me­tin stratejisi, yakın zamanda kentsel bölgelerde güçlenen PKK bağlantılı kent yapılanmaları yok edilinceye kadar askeri mücadeleye odaklanmak. Öte yandan, Kürt hareketi ve özellikle onun yasal siyasî temsilcisi HDP ile teması asgarî düzeye indirerek, Kürt haklarına yönelik tek taraflı ve muğlak bir reform gündeminin hayata geçirilmesinin hedeflendiği de anlaşılıyor. Ancak, HDP’yi ve, partinin Kürt sorununu hukukî yoldan çözmeyi isteyen reform yanlısı tabanını dışlayan yaklaşımlar, Kürt milliyetçiliğini silahlı mücadele istikametine daha fazla itme riskini taşıyor.

Otuz yıldır kesintilerle süren kanlı çatışmalardan sonra, iki taraf da askerî mücadelenin başarı getirmeyeceğinin farkında. Fakat ikisi de kazanımlarını azamî seviyeye çıkartmaya imkân verecek güçlü bir konumda olduklarına inanıyor. Taraflar Suriye düğümünün çözülmesini beklerken, ateşkes ve barış görüşmelerine dönmeden önce birbirlerinin elini zayıflatmaya çalışıyor. Oysa, her iki taraf da, Suriye’de süren çatışmaların yayılması riskini ve IŞİD tehdidini göz önünde bulundurarak yerleşim yerlerinde şiddete derhal son vermeli ve ateşkes koşulları üzerinde anlaşmalı.

Önünde seçimsiz bir dört yıl bulunan yeni hükûmet adem-i merkeziyetçilik ve anadilde eğitim dahil Kürt haklarına yönelik talepleri karşılayacak, yargı, siyasî partiler ve meclis içerisinde ilerletilebilecek somut bir reform gündemi sunmalı. Ayrıca, güven tesisi amacıyla, geçmişte yaşanmış ve halen yaşanmakta olan insan hakları ihlâllerinin etkin biçimde soruşturulması sağlanmalı ve bu ihlâllerin tekrarlanmaması için tüm önlemler alınmalı. PKK ve bölgedeki Kürt yetkililer, Türkiye kamuoyunda infiale yol açan ve ana akım siyasi parti temsilcilerinin söylemlerini sertleştiren özyönetim ilanlarına son vermeli.

Buna paralel olarak, hem militanların Türkiye’den çekilmesi hem de silah bırakanların Türkiye’ye geri dönüşü için af mekanizmasının hayata geçirilmesi ve topluma yeniden katılım koşullarının oluşturulması için PKK ile görüşmeler kaldığı yerden devam etmeli. Öcalan, PKK’nın diğer önemli isimlerini ve HDP’yi de içine alacak şekilde kurumsallaşmış müzakerelere ihtiyaç duyulduğunu ve bir izleme sisteminin kurulması gerektiğini vurgulamakta. Hükümetin bir yol haritası ve takvim etrafında şekillenen daha kurumsal bir sürece dair tutumunu açıkça ortaya koyması şart. Sorunun çözümüne yönelik dönem dönem gösterilen çabalar mitolojik karakter Sisifos’un bir kaya parçasını tepeye çıkarma gayretine benzememeli.

Türkiye’nin Batı’daki müttefiklerinin önceliği Suriye’deki kriz ve bu krizin bölgenin güvenliği için yarattığı tehdit ve yol açtığı mülteci sorunu. Ancak bu ülkeler Türkiye’de süratle kötüye giden çatışmanın getirdiği risklerin farkına varmalı ve çıkarları doğrultusunda Ankara’yı Kürt sorununa yaklaşımını gözden geçirmeye teşvik etmeli.

Öncelikle göç krizi gündemi ile toplanan Kasım zirvesinde, Türkiye ile Avrupa Birliği’nin (AB) ilişkilerinin canlandırılmasının yanı sıra siyasî ve malî işbirliğinin geliştirilmesi de karara bağlandı. Avrupa’ya Suriyeli mülteci akınının azaltılması, AB’ye seyahat etmek isteyen Türkiye vatandaşları lehine vize serbestliğinde ilerleme sağlanması, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinde yeni fasılların açılması da dahil olmak üzere bazı zorlu başlıklarda bir ivme yarattı. Bunlar olurken, PKK ile Türkiye arasındaki çatışmanın alevlenmesi, ABD öncülüğünde IŞİD’e karşı yürütülen koalisyonun mücadelesini zorlaştırmaya başladı. Bunun sebebi Türkiye’nin, PYD’nin askerî kanadı Halkın Koruma Birlikleri (YPG) ile işbirliği yapmayı reddetmesi. Ankara ile PKK arasındaki barış görüşmelerinin yeniden başlaması, Ankara ile PYD arasında daha yapıcı ilişkiler için bazı parametreler sunabilir. Böylece Suriye ve Irak’ta IŞİD’e karşı daha etkin bir uluslararası mücadele yürütülebilir.

İstanbul/Brüksel, 17 Aralık 2015

I. Overview

Locked in their deadliest violence in two decades, the Turkish state and the Kurdistan Workers’ Party (PKK) should urgently resume peace talks. The return to a military-based approach to the conflict and domestic political polarisation, fuelled by a spillover of the Syrian conflict, have dismantled the achievements of peace talks undertaken during the 2.5-year ceasefire which collapsed in July 2015. Bloody urban battles in the south east have since then given the conflict a new, unpredictable momentum. The failure to secure peace has cost more than 550 lives – up to 150 of them civilian, including that of the well-known human rights lawyer and Diyarbakır bar association head Tahir Elçi on 28 November. Turkey faces a critical choice: to advance its military strategy against the PKK in a fight that is bound to be protracted and inconclusive, or to resume peace talks. Whichever course it chooses, however, a comprehensive solution to the Kurdish issue will necessitate addressing long­standing Kurdish rights demands.

With a new government in place after the 1 November election, now is the time to reverse the spiral of mistrust between Ankara and the disparate Kurdish movement, represented, at times interchangeably and without clear mandates, by the legal Peoples’ Democratic Party (HDP), now in the parliament, as well as the outlawed PKK and its jailed leader, Abdullah Öcalan.

The resumption of violence between the Turkish state and the PKK benefits the violently extremist Islamic State (IS). In Syria, Ankara worries that the Democratic Union Party (PYD), the PKK’s Syrian offshoot, will transform its gains against IS into a contiguous land corridor along Turkey’s southern border. This perceived threat has at times overshadowed Ankara’s focus on the fight against IS. Since May, four alleged-IS attacks targeting pro-Kurdish activists in Turkey – including the country’s deadliest ever bombing, on a peace rally in Ankara – have strengthened the perception among Kurds that the state does not protect them. The debate on these incidents underscores the need for Ankara to widen its domestic crackdown against IS. It also reflects deepening social cleavages not only between Turkish and Kurdish communities, but also along other sectarian and cultural fault lines. If left unbridged, these may undermine Turkey’s fragile social cohesion.

The new government has declared that it will not restart talks with Öcalan. Its strategy is instead centred on fighting the PKK, particularly until its recently empowered urban structures are eradicated, while pursuing a unilateral, vaguely defined, reform agenda pertaining to Kurdish rights that minimises engagement with the Kurdish movement and its main legal political actor, the HDP. An approach that marginalises the HDP and its reform-minded constituency with an interest in resolving the Kurdish issue by legal means risks further channelling Kurdish nationalism into armed struggle.

After three decades of fitful deadly conflict, both sides understand a military confrontation will not secure victory but believe themselves in a strengthened position to maximise gains. They are focused on weakening the other as much as possible, while waiting for the Syria quagmire to settle before considering a return to a ceasefire and peace talks. Under pressure from the spillover of the protracted Syrian conflict, as well as the IS threat, they should urgently end violence in the country’s population centres and agree on ceasefire conditions.

Free from electoral pressures for four years, the new government needs to formulate a concrete reform agenda to address Kurdish rights demands – including decentralisation and mother-tongue education – that can be advanced within legal structures, political parties and parliament. To restore trust, it must also ensure the effective investigation of past and present human rights abuses and prevent recurrence. The PKK and Kurdish local authorities should cease making declarations of autonomy that only alarm Turkish public opinion and harden Turkish politicians.

Talks with the PKK should resume in parallel, with a view to obtaining the withdrawal of its fighters from Turkey and agreement on mechanisms for amnesty and reintegration of those who, without arms, would like to stay or return. Öcalan has underlined the need for a more structured format for the peace talks that would also bring in other PKK figures and the HDP, as well as a monitoring mechanism. To achieve a mutually agreed roadmap and timeline, the government needs to clarify its position on institutionalising the process so that the cyclical effort to resolve the conflict does not resemble the mythical endless attempt of Sisyphus to roll a boulder to the top of the hill.

Turkey’s allies in the West, who remain primarily focused on the Syrian crisis and its regional security and refugee consequences, should not dismiss the risks posed by a swiftly deteriorating conflict in Turkey. In their own interests, they should encourage Ankara to reassess its approach to the Kurdish issue.

Their November summit, which was primarily geared to the migration crisis, committed Turkey and the European Union (EU) to re-energise their relationship and enhance political and financial engagement. It created momentum to follow through on difficult deliverables, including reducing the flow of Syrian refugees to Europe, progress toward visa liberalisation for Turkish nationals wishing to enter the EU and opening of new chapters in the negotiations for Turkey’s EU accession. At the same time, the flare up in the PKK-Turkey conflict has complicated the U.S.-led coalition’s fight against IS, especially because Turkey refuses to collaborate with the People’s Protection Units (YPG), the military wing of the PYD. Ankara-PKK peace talks could create parameters for a more constructive relationship between Ankara and the PYD, enhancing the international anti-IS efforts.

Istanbul/Brussels, 17 December 2015

Subscribe to Crisis Group’s Email Updates

Receive the best source of conflict analysis right in your inbox.