icon caret Arrow Down Arrow Left Arrow Right Arrow Up Line Camera icon set icon set Ellipsis icon set Facebook Favorite Globe Hamburger List Mail Map Marker Map Microphone Minus PDF Play Print RSS Search Share Trash Crisiswatch Alerts and Trends Box - 1080/761 Copy Twitter Video Camera  copyview Youtube
Bir Sisifos Hikayesi? Türkiye ile PKK Arasında Barış Görüşmelerine Yeniden Başlamak
Bir Sisifos Hikayesi? Türkiye ile PKK Arasında Barış Görüşmelerine Yeniden Başlamak
Are There Alternatives to a Military Victory in Idlib?
Are There Alternatives to a Military Victory in Idlib?
Riot police fire tear gas to disperse demonstrators during a protest against the curfew in Sur district, in the southeastern city of Diyarbakir, Turkey, on 14 December 2015. REUTERS/Sertac Kayar
Briefing 77 / Europe & Central Asia

Bir Sisifos Hikayesi? Türkiye ile PKK Arasında Barış Görüşmelerine Yeniden Başlamak

  • Paylaş
  • Save
  • Print
  • Download PDF Full Report

Genel Bakış

Son yirmi yılın en ölümcül şiddet sarmalına hapsolan Türkiye Devleti ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK), barış görüşmelerine derhal yeniden başlamalı. 2.5 yıl süren ve Temmuz 2015’te sona eren ateşkes boyunca yürütülen görüşmelerde elde edilen kazanımlar, hem Kürt sorununun eskiden olduğu gibi askerî tedbirlerle çözülmesi tercihi hem de siyasî iç kutuplaşma nedeni ile kaybedildi. Suriye’deki savaşın Türkiye’ye etkileri de bu durumu körükledi. Güneydoğudaki kentsel yerleşim yerlerinde Temmuz ayından bu yana yaşanan kanlı çatışmaların, sorunun gidişatına verdiği yeni ivmenin neticesini kestirmek mümkün görünmüyor. Barışın temin edilememesi 550’den fazla kişinin yaşamına mal oldu. Bunların arasında, 28 Kasım’da öldürülen saygın insan hakları avukatı ve Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi de dâhil olmak üzere 150’ye yakın sivil bulunuyor. Şu anda Türkiye, kritik bir tercihle karşı karşıya: PKK’ya karşı yürüttüğü askerî stratejiyi uzun süreceği ve istenen sonucu getirmeyeceği kesin olan bir mücadele ile devam ettirmek veya barış görüşmelerine yeniden başlamak. Ancak, devlet hangi yolu seçerse seçsin, Kürt sorununun kapsamlı şekilde çözülmesi için Kürt haklarına dair uzun yıllardır dile getirilen taleplerin ele alınması gerekiyor.

1 Kasım seçimlerinden sonra yeni hükûmetin kurulmasıyla beraber, belirgin bir görev dağılımı bulunmadan, farklı zamanlarda farklı aktörler tarafından temsil edilen Kürt hareketi [parlamentoda yer alan yasal oluşum yani Halkların Demokratik Partisi (HDP), yasadışı PKK ve onun cezaevindeki önderi Abdullah Öcalan] ile Ankara arasındaki güvensizlik sarmalını tersine çevirmenin zamanı artık geldi.

Türkiye Devleti ile PKK arasında çatışmanın yeniden başlaması, eylemlerinde şiddet ve aşırıcılığı benimsemiş olan İslâm Devleti’nin (IŞİD) işine yarıyor. Ankara, PKK’nın bir uzantısı olan Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) Suriye’de IŞİD’e karşı kazanımlarını Türkiye’nin güney sınırına bitişik bir kara koridoruna dönüştürmesinden endişe ediyor. Bu tehdit algısı, zaman zaman Ankara’nın IŞİD’e karşı mücadeleye odaklanmasını engelliyor. 10 Ekim’de Ankara’da bir barış mitingi için toplananları hedef alan ülke tarihinin en kanlı bombalı saldırısı da dahil olmak üzere, Mayıs ayından bu yana, Türkiye’deki Kürt hareketi aktivistlerini hedef alan ve IŞİD tarafından düzenlendiği iddia edilen dört saldırı, devletin kendilerini korumadığına dair Kürtler arasındaki algıyı iyice pekiştirdi. Bu olaylar ile ilgili tartışmalar, Ankara’nın ülke içinde IŞİD’e karşı olan operasyon ve baskılarını genişletmesi gerektiğini gösteriyor. IŞİD bağlantılı olduğu düşünülen saldırılar yalnızca Türkler ve Kürtler arasındaki ayrışmaya değil, mezhepsel ve kültürel diğer fay hatlarında da kırılmalara yol açıyor. Eğer bu ayrışmanın önüne geçilmez ise Türkiye’nin zaten kırılgan olan toplumsal bütünlüğü daha da zedelenebilir.

Yeni hükûmet, Öcalan ile görüşmelere yeniden başlamayacağını açıkladı. Hükû­me­tin stratejisi, yakın zamanda kentsel bölgelerde güçlenen PKK bağlantılı kent yapılanmaları yok edilinceye kadar askeri mücadeleye odaklanmak. Öte yandan, Kürt hareketi ve özellikle onun yasal siyasî temsilcisi HDP ile teması asgarî düzeye indirerek, Kürt haklarına yönelik tek taraflı ve muğlak bir reform gündeminin hayata geçirilmesinin hedeflendiği de anlaşılıyor. Ancak, HDP’yi ve, partinin Kürt sorununu hukukî yoldan çözmeyi isteyen reform yanlısı tabanını dışlayan yaklaşımlar, Kürt milliyetçiliğini silahlı mücadele istikametine daha fazla itme riskini taşıyor.

Otuz yıldır kesintilerle süren kanlı çatışmalardan sonra, iki taraf da askerî mücadelenin başarı getirmeyeceğinin farkında. Fakat ikisi de kazanımlarını azamî seviyeye çıkartmaya imkân verecek güçlü bir konumda olduklarına inanıyor. Taraflar Suriye düğümünün çözülmesini beklerken, ateşkes ve barış görüşmelerine dönmeden önce birbirlerinin elini zayıflatmaya çalışıyor. Oysa, her iki taraf da, Suriye’de süren çatışmaların yayılması riskini ve IŞİD tehdidini göz önünde bulundurarak yerleşim yerlerinde şiddete derhal son vermeli ve ateşkes koşulları üzerinde anlaşmalı.

Önünde seçimsiz bir dört yıl bulunan yeni hükûmet adem-i merkeziyetçilik ve anadilde eğitim dahil Kürt haklarına yönelik talepleri karşılayacak, yargı, siyasî partiler ve meclis içerisinde ilerletilebilecek somut bir reform gündemi sunmalı. Ayrıca, güven tesisi amacıyla, geçmişte yaşanmış ve halen yaşanmakta olan insan hakları ihlâllerinin etkin biçimde soruşturulması sağlanmalı ve bu ihlâllerin tekrarlanmaması için tüm önlemler alınmalı. PKK ve bölgedeki Kürt yetkililer, Türkiye kamuoyunda infiale yol açan ve ana akım siyasi parti temsilcilerinin söylemlerini sertleştiren özyönetim ilanlarına son vermeli.

Buna paralel olarak, hem militanların Türkiye’den çekilmesi hem de silah bırakanların Türkiye’ye geri dönüşü için af mekanizmasının hayata geçirilmesi ve topluma yeniden katılım koşullarının oluşturulması için PKK ile görüşmeler kaldığı yerden devam etmeli. Öcalan, PKK’nın diğer önemli isimlerini ve HDP’yi de içine alacak şekilde kurumsallaşmış müzakerelere ihtiyaç duyulduğunu ve bir izleme sisteminin kurulması gerektiğini vurgulamakta. Hükümetin bir yol haritası ve takvim etrafında şekillenen daha kurumsal bir sürece dair tutumunu açıkça ortaya koyması şart. Sorunun çözümüne yönelik dönem dönem gösterilen çabalar mitolojik karakter Sisifos’un bir kaya parçasını tepeye çıkarma gayretine benzememeli.

Türkiye’nin Batı’daki müttefiklerinin önceliği Suriye’deki kriz ve bu krizin bölgenin güvenliği için yarattığı tehdit ve yol açtığı mülteci sorunu. Ancak bu ülkeler Türkiye’de süratle kötüye giden çatışmanın getirdiği risklerin farkına varmalı ve çıkarları doğrultusunda Ankara’yı Kürt sorununa yaklaşımını gözden geçirmeye teşvik etmeli.

Öncelikle göç krizi gündemi ile toplanan Kasım zirvesinde, Türkiye ile Avrupa Birliği’nin (AB) ilişkilerinin canlandırılmasının yanı sıra siyasî ve malî işbirliğinin geliştirilmesi de karara bağlandı. Avrupa’ya Suriyeli mülteci akınının azaltılması, AB’ye seyahat etmek isteyen Türkiye vatandaşları lehine vize serbestliğinde ilerleme sağlanması, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinde yeni fasılların açılması da dahil olmak üzere bazı zorlu başlıklarda bir ivme yarattı. Bunlar olurken, PKK ile Türkiye arasındaki çatışmanın alevlenmesi, ABD öncülüğünde IŞİD’e karşı yürütülen koalisyonun mücadelesini zorlaştırmaya başladı. Bunun sebebi Türkiye’nin, PYD’nin askerî kanadı Halkın Koruma Birlikleri (YPG) ile işbirliği yapmayı reddetmesi. Ankara ile PKK arasındaki barış görüşmelerinin yeniden başlaması, Ankara ile PYD arasında daha yapıcı ilişkiler için bazı parametreler sunabilir. Böylece Suriye ve Irak’ta IŞİD’e karşı daha etkin bir uluslararası mücadele yürütülebilir.

İstanbul/Brüksel, 17 Aralık 2015

Are There Alternatives to a Military Victory in Idlib?

Originally published in Valdai

Last weekend, the presidents of Turkey, Iran and Russia met in Ankara to discuss, among other things, the latest developments in Syria amid Turkish concerns over the consequences of a Syrian government offensive in the last rebel enclave, Idlib. 

The Russian-backed offensive against that last opposition enclave is aimed at keeping the rebels at arm’s length from the Russian air base in Latakia, re-opening the Damascus-Aleppo highway and eventually retaking the city of Idlib, the provincial capital that has been held by the rebels since 2015. As such and for the past six months, much of Idlib and its environs have been under intense attack from the Syrian Arab Army on the ground and Russian warplanes in the air. The government forces have been able to seize strategic villages, including the medieval fortress town of Qalaat al-Madiq, a major crossing point into Idlib, and the towns of Kafr Nabudah and Khan Shaykhoun. The long-dreaded offensive has left 1,089 civilians dead and 600,000 displaced.

In September 2017, the three Astana guarantors, (Turkey, Iran, and Russia), negotiated a partial ceasefire in Idlib under a “de-escalation” agreement, monitored on the opposition side through twelve Turkish military outposts deployed along a blurry deconfliction line between the rebels and government forces. A year later, a deal between Turkey and Russia, announced in the Black Sea resort of Sochi, headed off a seemingly imminent Syrian army offensive and reinforced the earlier deal. The Turkish-Russian agreement tacitly committed Turkey to oversee the withdrawal of jihadis along with all heavy weapons, tanks, rockets systems and mortars held by all rebel groups from a 15-20 km “demilitarised zone” bordering government-controlled areas, and allowed the re-opening of the Latakia-Aleppo and Damascus-Aleppo highways, which pass through Idlib.

The fate of Idlib Governorate and its three million inhabitants could be determined by the leaders of the Astana trio.

Ankara and Moscow, however, remain at odds over the interpretations of the Sochi deal and its implementation. Moscow has made clear that a de-escalation arrangement is by no means a permanent alternative to the eventual return of the state to north west Syria. On the other hand, Turkey views the deal primarily as a tool to prevent a Syrian offensive on Idlib, and preserve a “de-escalation zone” out of Syrian government control until a broader political settlement can be reached for the eight-year old Syria crisis. As such, Turkey has agreed that moderate rebel groups would be separated from radicals and the latter would lay down arms and move out of a defined demilitarised zone. However, Moscow and Ankara remain at loggerheads over which rebel groups in Idlib should be designated as terrorists. When the agreement was announced, Hai’at Tahrir al Sham (HTS), a group formerly linked to al Qaeda, controlled around 50% of Idlib Governorate; today they control almost all of it. Ankara believes that much of HTS is fundamentally pragmatic and a potential ally for eliminating radical transnational jihadists, while Russia treats HTS uniformly as a terrorist group, and describes the Sochi ceasefire as conditional upon HTS’s removal from the demilitarised zone and “separation” from the armed opposition. In terms of implementation, Turkey claims that they have successfully rolled back jihadis and cleared the demilitarized zone of all heavy weaponry. On the other hand, the Russian Ministry of Defence has stated that HTS attempted to attack Russia’s Hmeimim Airbase twelve times in April 2019 using unmanned aerial vehicles.

The fate of Idlib Governorate and its three million inhabitants could be determined by the leaders of the Astana trio. It is no secret that if Russia greenlights an all-out offensive, an opposition-led infantry ground force will not be able to stop it. Nonetheless, a military solution in Idlib would still be exceptionally costly for all parties, Russia included. Retaking Idlib militarily would strain Moscow’s relations with Turkey and would require force levels that could only inevitably lead to a bloodbath in the densely-populated province. More significantly, capturing Idlib militarily would risk scattering jihadi militants now inside Idlib across Syria, and globally, including into post-Soviet states. If Russia hopes to avoid that, it needs to consider an alternative to a catastrophic military victory.

Today, a return to the existing Sochi understanding will do little good, in part because – to acknowledge an uncomfortable reality – any agreement that is to prove sustainable needs to address the divergent views between Russia and Turkey over some of the key actors in Idlib, including HTS. Russia can help the Syrian government crush Idlib, if it so chooses, and if it is willing to absorb the grave cost of victory, including thousands of jihadis scattered across Syria and beyond. If it hopes to spare itself that cost, however, it needs to consider alternatives to a military victory, which would have grave security consequences.