Türkiye ve Ermenistan: Kalıpları Kırmak, Sınırları Açmak
Türkiye ve Ermenistan: Kalıpları Kırmak, Sınırları Açmak
Table of Contents
  1. Executive Summary
Why Türkiye’s Hindrance of NATO’s Nordic Expansion Will Likely Drag On
Why Türkiye’s Hindrance of NATO’s Nordic Expansion Will Likely Drag On
Report 199 / Europe & Central Asia

Türkiye ve Ermenistan: Kalıpları Kırmak, Sınırları Açmak

  • Share
  • Save
  • Print
  • Download PDF Full Report

Özet

Türkiye ve Ermenistan, uzun zamandır Kafkasya siyasetini bulandıran, Ermenistan’ı yalnızlaştıran ve Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) hedefine gölge düşüren anlaşmazlıklarını çözüme kavuşturmaya çok yakınlar. Son on beş yıldır iki ülke ilişkileri, ortak geçmişin nasıl ele alınacağı ve suçların nasıl tazmin edileceği, toprak anlaşmazlıkları, Sovyetler zamanından kalma güvensizlikler ve Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgali gibi konulardaki ihtilaflar nedeniyle zehirlenmekteydi. Fakat son zamanlarda gittikçe yoğunlaşan resmi temaslar, sivil toplum etkileşimleri ve kamuoyunun değişimi, ilişkilerde bir dönüşüme yol açtı ve iki tarafı sınırları açma, diplomatik ilişkiler kurma ve uzlaşmaya dönük ortak çalışma yapma konularında tarihi bir anlaşmanın eşiğine getirdi. İki ülke, ilişkileri normalleştirmek için bu fırsatı değerlendirmeliler. Osmanlı Ermeni nüfusunun büyük bölümünün yok edilmesinin soykırım olarak tanınıp tanınmayacağına ilişkin siyasallaşan tartışmalar ve Ermenistan’la Azerbaycan arasında çıkmaza sürüklenen Dağlık Karabağ sorunu, bu ivmeyi durdurmamalı. ABD, AB, Rusya ve diğerleri, uzlaşma için desteklerini sürdürmeliler ve böylesi kritik ve umut verici bir dönemde tarihi konular hakkında açıklamalar yaparak sürece zarar vermemeliler. 

Türklerin ve Ermenilerin bir zamanlar uzlaşmadan çok uzak, kutuplaşmış tarih görüşlerinin önemli ölçüde yakınlaşması, derin travmaların iyileştirilebileceğini kanıtlıyor. En önemlisi, ikili ilişkilerdeki ilerleme gösteriyor ki barış ve uzlaşma arzusu, eski düşmanlıkları yenebilir ve kapalı sınırları açabilir. Ermeniler ile Türklerin paylaştığı ortak miras ve kültür düşünüldüğünde iki ülke ilişkilerinin normalleşmesinin başarılıp sürekli hale getirilebileceğini ummak için yeterince neden mevcuttur. 

İki tarafta da iç bölünmeler sürmekte. Ermenistan, ilişkilerin normalleşmesini 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilerin tehcir edilmeleri ve katledilmelerini Türkiye’nin resmen soykırım olarak tanıması koşuluna bağlamıyor. Ancak Ermenistan, kendi nüfusunun iki katına varan, yeryüzünün dört bir tarafına yayılmış ve katı tutum taraftarlarını içinde barındıran Ermeni diyasporasını da dikkate almak zorunda. Ne var ki diyasporada bir yumuşama eğilimi olduğundan ve 1915 öncesinde Ermenilerin hatırı sayılır bir azınlığı oluşturduğu Türkiye’nin kuzeydoğusuna yönelik toprak talebinden bir ölçüde vazgeçtiğinden söz edilebilir. 

Geçtiğimiz on yıl içinde Türkiye, Osmanlıların hiçbir hatası olmadığı yönündeki inkarcı politikasından oldukça uzaklaştı. İktidardaki AK Parti’nin, bürokrasinin, Ermeni sınırında faaliyet gösteren iş çevrelerinin ve batı şehirlerindeki liberal seçkinlerin önemli bir bölümü, Ermenistan’la normalleşmeyi ve bazı üzüntü ifadelerini destekliyorlar. Türkçü milliyetçiler ve güvenlik sektörünün bir kesimi de dahil geleneksel katı tutum yanlıları, özellikle de soykırımın uluslararası ortamda tanınması çabaları devam ederken ve Ermenistan, Türkiye’nin müttefiki Azerbaycan’da işgal ettiği önemli miktardaki topraklardan çekilmeye yanaşmazken, uzlaşmaya karşı çıkıyorlar. Bu görüş ayrılıkları, Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink’in Ocak 2007’deki suikastıyla ilgili olaylarda su yüzüne çıktı. Ancak Dink’in İstanbul’daki cenaze töreninde Ermenilerle gösterilen olağanüstü dayanışma ve Türk entelektüellerin 1915’teki “Büyük Felaket” için Ermenilerden özür dileme kampanyası açığa çıkardı ki bu yeni eğilimler zemin kazanmaktadır. 

Ermenistan’la Azerbaycan arasında çözümsüz kalan Dağlık Karabağ sorunu, Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin tarihi boyutu da dahil olmak üzere çeşitli konularla ilgilenen ikili komisyonların kurulması, tanınma, sınırlar konularını kapsayan olası bir uzlaşma paketinin benimsenmesi ve uygulanmasını hâlâ tehlikeye düşürür niteliktedir. Azerbaycan’ın Türkiye’yle enerji işbirliğine ve Türki devletlerin ortak dil ve kültür köklerine dayanan güçlü bağları bulunuyor. Ermeni güçlerinin 1993’te Azerbaycan’da hızla ilerleyişi, bu ülkeyle diplomatik ilişki başlatma planlarını suya düşürdü ve Türkiye’nin o zamana dek iki ülke arasındaki tek ulaşım bağlantısı olan demiryolu hattını kapatmasına yol açtı. Türkiye, yıllardır ikili ilişkilerin gelişmesini Ermeni askerlerinin çekilmesi koşuluna bağladı. Bakü, bu koşulun kalkması halinde Türkiye’yi, Azerbaycan’ın genişleyen enerji ihracatına katılımını sınırlamakla tehdit ediyor. Azerbaycan’ın tutumu kısıtlayıcı bir etken olmaya devam ederken Türkiye’deki önemli kesimler, yeni bir yaklaşım geliştirilmesinin zamanının geldiği konusunda hemfikirler. Ermenistan ile karşılıklı yumuşama, nihayetinde mevcut çıkmaza oranla Bakü’nün topraklarını daha kolay geri almasına yardımcı olabilir. 

Meselede dış güçlerin önemli çıkarları ve rolleri söz konusudur. Uzun zamandır Ermenistan-Türkiye uzlaşmasını destekleyen ABD, böylelikle güney Kafkaslardaki üç eski Sovyet cumhuriyetinin bağımsızlığını pekiştirmeyi ve doğu-batı geçiş koridorları ve Hazar Denizi’nden gelen enerji boru hatlarını desteklemeyi hedefliyor. Türkiye ile Ermenistan arasındaki sivil toplum diyaloğunu başlatan çabaların desteklenmesinde Washington’un büyük katkısı oldu. Obama yönetimi, Irak savaşı sırasında Türkiye ile zarar gören ilişkilerini onarmak için büyük çaba sarf ediyor. Seçim kampanyaları sırasında Obama, Ermenilerin 1915’te tehcir edilmeleri ve katledilmelerini soykırım olarak resmen tanıyacağı sözünü tekrarlasa da başkan olarak benimsediği ihtiyatlı, orta yollu tavrını sürdürmeye gayret etmeli. Bu konuda önünde bir taslak kararı olan ABD Kongresi de aynı tutumu benimsemeli. Türkiye ile Ermenistan arasında yakınlaşmanın yaşandığı bu hassas dönemde, soykırımı tanımaya veya inkar etmeye dönük ifadeler, ya Ermenileri öfkelendirecek ya da Türkiye’de milliyetçi bir tepkiye yol açarak ABD ile Türkiye arasındaki bağlara zarar verecek ve Türkiye ile Ermenistan arasında uzlaşmayı yıllarca engelleyecektir. 

ABD’nin Türkiye-Ermenistan uzlaşmasına verdiği desteğin benzeri Moskova’da da görülüyor. Rus şirketleri, Ermenistan’ın pek çok demiryolu, boru hattı ve enerji yapılarını satın aldı ve geliştirmeye başladı; Rusya-Türkiye ilişkileri iyi yönde ilerliyor ve Moskova, Ağustos 2008’de Gürcistan’la yaptığı savaşın yarattığı gerginlikleri azaltmanın yollarını arıyor. Bu ivme sürerse ABD ile Rusya’nın çıkarlarının örtüşmesi, yıllar süren bölünme ve çatışmanın ardından Güney Kafkasya’da daha fazla güvenlik ve refaha ulaşılması umudunu yeşertecektir. Sınırların açılması ve ticaretin normalleşmesi durumunda tüm taraflar, ama özellikle Ermenistan, Türkiye ve büyük olasılıkla Azerbaycan, ekonomik güç ve ulusal güvenlik açısından büyük kazançlar elde edeceklerdir. 

İstanbul/Erivan/Bakü/Brüksel, 14 Nisan 2009

Executive Summary

Turkey and Armenia are close to settling a dispute that has long roiled Caucasus politics, isolated Armenia and cast a shadow over Turkey’s European Union (EU) ambition. For a decade and a half, relations have been poisoned by disagreement about issues including how to address a common past and compensate for crimes, territorial disputes, distrust bred in Soviet times and Armenian occupation of Azerbaijani land. But recently, progressively intense official engagement, civil society interaction and public opinion change have transformed the relationship, bringing both sides to the brink of an historic agreement to open borders, establish diplomatic ties and begin joint work on reconciliation. They should seize this opportunity to normalise. The politicised debate whether to recognise as genocide the destruction of much of the Ottoman Armenian population and the stalemated Armenia-Azerbaijan conflict over Nagorno-Karabakh should not halt momentum. The U.S., EU, Russia and others should maintain support for reconciliation and avoid harming it with statements about history at a critical and promising time.

Turks’ and Armenians’ once uncompromising, bipolar views of history are significantly converging, showing that the deep traumas can be healed. Most importantly, the advance in bilateral relations demonstrates that a desire for reconciliation can overcome old enmities and closed borders. Given the heritage and culture shared by Armenians and Turks, there is every reason to hope that normalisation of relations between the two countries can be achieved and sustained. 

Internal divisions persist on both sides. Armenia does not make normalisation conditional on Turkey’s formal recognition as genocide of the 1915 forced relocation and massacres of Armenians under the Ottoman Empire. But it must take into account the views of Armenians scattered throughout the global diaspora, which is twice as large as the population of Armenia itself and has long had hardline representatives. New trends in that diaspora, however, have softened and to some degree removed demands that Turkey surrender territory in its north east, where Armenians were a substantial minority before 1915. 

Over the past decade, Turkey has moved far from its former blanket denial of any Ottoman wrongdoing. Important parts of the ruling AK Party, bureaucracy, business communities on the Armenian border and liberal elite in western cities support normalisation with Armenia and some expression of contritition. Traditional hardliners, including Turkic nationalists and part of the security services, oppose compromise, especially as international genocide recognition continues and in the absence of Armenian troop withdrawals from substantial areas they occupy of Turkey’s ally, Azerbaijan. These divisions surfaced in events surrounding the assassination of Turkish-Armenian journalist Hrant Dink in January 2007. That the new tendencies are gaining ground, however, was shown by the extraordinary outpouring of solidarity with Armenians during the Dink funeral in Istanbul and a campaign by Turkish intellectuals to apologise to Armenians for the “Great Catastrophe” of 1915. 

The unresolved Armenia-Azerbaijan conflict over Nagorno-Karabakh still risks undermining full adoption and implementation of the potential package deal between Turkey and Armenia on recognition, borders and establishment of bilateral commissions to deal with multiple issues, including the historical dimension of their relations. Azerbaijan has strong links to Turkey based on energy cooperation and the Turkic countries’ shared linguistic and cultural origins. Ethnic Armenian forces’ rapid advance into Azerbaijan in 1993 scuttled plans to open diplomatic ties and caused Turkey to close the railway line that was then the only transport link between the two countries. For years, Turkey conditioned any improvement in bilateral relations on Armenian troop withdrawals. Baku threatens that if this condition is lifted, it will restrict Turkey’s participation in the expansion of Azerbaijani energy exports. While Azerbaijani attitudes remain a constraint, significant elements in Turkey agree it is time for a new approach. Bilateral détente with Armenia ultimately could help Baku recover territory better than the current stalemate.

Outside powers have important interests and roles. The U.S. has long fostered Armenia-Turkey reconciliation, seeking thereby to consolidate the independence of all three former Soviet republics in the south Caucasus and to support east-west transit corridors and energy pipelines from the Caspian Sea. Washington was notable in its backing of efforts that kick-started civil society dialogue between Turkey and Armenia. The Obama administration is working hard at repairing the damage done to U.S. relations with Turkey by the war in Iraq. Although Obama repeatedly promised on the campaign trail to formally recognise the 1915 forced relocation and massacres of Armenians under the Ottoman Empire as genocide, he should continue to steer the prudent middle course he has adopted as president. The U.S. Congress, which has a draft resolution before it, should do the same. At this sensitive moment of Turkish-Armenian convergence, statements that focus on the genocide term, either to deny or recognise it, would either enrage Armenians or unleash a nationalist Turkish reaction that would damage U.S.-Turkish ties and set back Turkey-Armenia reconciliation for years.

U.S. support for Turkey-Armenia reconciliation appears to be mirrored in Moscow. Russian companies have acquired many of Armenia’s railways, pipelines and energy utilities and seek to develop them; Russian-Turkish relations are good; and Moscow is looking for ways to mitigate the regional strains produced by its war with Georgia in August 2008. If sustained, the coincidence of U.S.-Russian interests would offer a hopeful sign for greater security and prosperity in the South Caucasus after years of division and conflict. All sides – chiefly Armenia and Turkey but potentially Azerbaijan as well – will gain in economic strength and national security if borders are opened and trade normalised.

Istanbul/Yerevan/Baku/Brussels, 14 April 2009

Subscribe to Crisis Group’s Email Updates

Receive the best source of conflict analysis right in your inbox.