Arrow Left Arrow Right Camera icon set icon set Ellipsis icon set Facebook Favorite Globe Hamburger List Mail Map Marker Map Microphone Minus PDF Play Print RSS Search Share Trash Twitter Video Camera Youtube
Türkiye’nin Mülteci Sorunu: Kalıcılığın Siyaseti
Türkiye’nin Mülteci Sorunu: Kalıcılığın Siyaseti
Integrating Syrian Refugees in Turkey
Integrating Syrian Refugees in Turkey
A Syrian refugee girl makes her way to the school at a refugee camp in Nizip in Gaziantep province, near the Turkish-Syrian border, on 17 March 2014. REUTERS/Murad Sezer
Report 241 / Europe & Central Asia

Türkiye’nin Mülteci Sorunu: Kalıcılığın Siyaseti

  • Share
  • Save
  • Print
  • Download PDF Full Report

Rapor Özeti

Suriyeli akını karşısında Türkiye’nin takındığı tutum milli bir gurur kaynağı. Gelenlerin sayısının yüksek olması, hazmetme kapasitesi ve maliyet bakımından Türkiye’yi zorlarken, ülkenin karmaşık demografik dengeleri, derin siyasi kutuplaşması ve artan güvenlik tehditlerini de gündeme getiriyor. Suriye savaşındaki belirsizlikler hem Suriyelilerin hem de Türkiye’deki yetkililerin uzun vadeli planlama yapmalarının gecikmesine sebep oldu. Ulusal istikrara yönelik uzun vadeli riskleri azaltmak amacıyla bir entegrasyon stratejisi geliştirebilmek için artık Ankara’nın ülkedeki Suriyelilerin kalıcı olacağı varsayımından hareket etmesi gerekiyor. Belirsiz ve merkezde geliştirilen bir siyaset yerine Türkiye’deki farklı kesimler ile uzlaşmayı da içeren bir ulusal plana ihtiyaç var. Bu Türkiye’deki Suriyelilerin geleceklerini daha net tasavvur etmelerini sağlarken, aynı zamanda ev sahibi toplumun mültecileri ekonomik bir külfet, güvenlik açısından bir risk ya da ulusal kimliği yeniden tanımlamak için bir araç olarak görmelerini engelleyebilir.

Olayın boyutları sarsıcı nitelikte: Türkiye’de 2.75 milyon kayıtlı Suriyeli bulunmakta. Bu, ülke nüfusunun yüzde 3.5’ine denk düşüyor. Mülteci akını 2011 yılında başladığında, Ankara gelenlerin sayısının daha az olacağını ve daha kısa bir süre kalacaklarını beklemekteydi. Ancak yakın zamanda savaşın sona ereceğine ve Avrupa’nın göç politikalarındaki kargaşanın giderileceğine dair hiçbir belirti bulunmadığı için durumun kalıcı olacağı veya daha da büyük boyutlara ulaşabileceğini görmek gerekir. Kısa vadeli acil çözümler bulmak için yapılanlar, düzensiz uygulamalara ve istikrarsız bir söylem geliştirilmesine yol açtı. Mülteciler açısından öncelikli ihtiyaçlar arasında Türkçe öğrenmek, uygun bir iş bulmak, barınma imkanına kavuşmak, eğitim alabilmek, sömürüye açık durumdan sıyrılmak ve alışık olmadıkları, karmaşık bürokratik işlemleri gerçekleştirebilmek yer almakta. 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar mültecilerde zaten var olan belirsizlik ve güvensizlik hissinin daha da artmasına sebep oldu. Suriyelilerin kalıcı olmalarının muhtemel olduğu, 2016 yılında eğitim ve istihdam alanlarında hayata geçirilen entegrasyon politikalarıyla kabul görmeye başladı. Ancak, bütüncül ve kapsamlı bir strateji dahilinde kademeli entegrasyon politikalarının hayata geçirilmesi ve kamu kurumları arasında daha sıkı bir koordinasyonun sağlanması elzem.

Türkiye’deki farklı toplumsal kesimler yüksek mülteci yoğunluğunun iş gücü üzerindeki olumsuz etkisinden, mültecilerin aldıkları sosyal yardımların fazla olmasından ve suç/terör olaylarında artış ihtimalinden şikayetçiler. Mültecilere karşı şiddet halen münferit olaylarla kısıtlı ve çok fazla dillendirilmemeye çalışılıyor. Ancak Cumhurbaşkanı’nın Suriyelilere vatandaşlık verme vaadini takiben sosyal medyadaki tepkiler ve endişe verici yayınlar her an sorun yaşanması ihtimalini gündeme getiriyor. Mültecilerin beklentileri ve devletin mevcut kaynakları ile Türkiye’deki farklı kesimlerin beklentilerinin uzlaşması oldukça zor, ama gerekli. Entegrasyon politikaları, Türkiye’deki farklı kesimlerin Suriyelilerin Türkiye bulunmalarından kaynaklanan endişelerini dikkate almalı, ve iki taraf arasında diyaloğu geliştirme çalışmaları ile desteklenmeli.

Mültecilerin büyük çoğunluğunun Sünni Arap olması meseleye etnik ve mezhepsel bir boyut da katmakta. Türkiye’nin Suriyeliler açısından doğal bir yaşam ortamı olduğu yönünde Avrupa’daki ortak kanı ülkenin karmaşık toplumsal gerçekliğini göz ardı ediyor. Gelenleri toplumsal açıdan sindirebilmek, tıpkı Avrupa’da olduğu gibi, yalnızca bir idari ve mali kapasite meselesi değil; aynı zamanda bir kültürel ve siyasi değerler meselesi olarak ortaya çıkıyor. Azınlıkların hassasiyetleri ortak bir zulüm hafızası, yakın zamanda gerçekleşen siyasi ötekileştirme ve Cumhurbaşkanı ile hükümete güvensizlik temelinde şekilleniyor. Aleviler, Kürt milliyetçileri, liberaller, laikler ve bazı Türk milliyetçileri, siyasi liderlerin mültecileri ulusal kimliği değiştirme, iktidarlarını sağlamlaştırma ve Türkiye’nin Orta Doğu’daki rolünü daha Arap, daha Sünni, ve daha hegemonyacı hale getirme aracı olarak kullanmasından endişe ediyor. Mültecilerin demografik bir tehdit ve iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) elinde adeta bir piyon, bir koz olarak algılanmaları onların varlığı ve gelecekleri hususunda sakin, tarafsız ve yapıcı tartışmaların önünü kesiyor.

Yeni barınma yerleri ve kampların nerelere yapılacağı ve Suriyelilere vatandaşlık verilip verilmeyeceği gibi, AKP’nin mülteciler ile ilgili siyasetine dair muallakta kalan yaklaşımları şüpheleri arttırmakta. Temelsiz spekülasyonları ve meşru endişeleri ayırt edebilmek için kapsayıcı ulusal bir diyaloğun kurulmasına ihtiyaç var. Ancak ülkedeki kutuplaşma entegrasyona yönelik sağlıklı tartışmaların önünde engel teşkil ediyor. Muhalefet partileri, Cumhurbaşkanı’nın mülteciler ile ilgili kararları kendi başına aldığından ve mutlak iktidara kavuşmak için onları kullanmak istediğinden şikayet ediyorlar. Siyasi partilerin oy tabanlarındaki farklılıklar ülkedeki kültürel, etnik ve mezhepsel fay hatları ile örtüştüğü için, mülteciler ile ilgili tartışmalar Türkiye’deki siyasi çekişmenin tam ortasında yer alıyor.

En doğrusu Ankara’nın uluslararası teamüllere ve insan hakları standartlarına uyarak 1951 Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne uyguladığı coğrafi kısıtlamayı kaldırarak Suriyelilere resmi mülteci statüsü tanıması. Fakat bu , şu an için uzak bir ihtimal olarak görünüyor. Uzun vadeli bir vatandaşlık hedefi belirlemek Suriyelileri entegrasyona teşvik edici bir adımdır, ancak bunun herhangi bir toplumsal mutabakat sağlanmadan şartlar net ve adil bir şekilde belirlenmeden yapılması riskleri de beraberinde getirir. Vatandaşlık konusundan bağımsız olarak, geçici statüden kalıcı bir statüye geçişi teşvik etme ve bunun için gerekli hukuki adımları belirleme hedefine yönelik entegrasyon politikalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bağlamda, siyasi liderlerin, kapsayıcı bir karar alma düzenini benimsemesi, dayatmacı yaklaşımlardan kaçınmaları oldukça önemlidir. Yeni bir anayasa hazırlanması sürecinin ve vatandaşlık tanımının yapıldığı 66. Maddeye ilişkin iktidar ve muhalefet arasında daha yapıcı bir tartışma yapılmasının bu konuya da katkısı olacaktır.

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri daha fazla Suriyelinin Avrupa’ya sığınmasından endişe duymaktalar. Ancak, bu ülkelerin dikkatle odaklanmaları gereken konu, mültecilerin uzun vadede Türkiye’de nasıl entegre olacağıdır. AB’nin daha az sayıda mülteci kabul etmesi, Türkiye’deki makamlara ahlaki bir üstünlük hissi verirken, onları mülteci hakları alanında Avrupalıları muhatap almak konusunda isteksiz kılıyor. Bu durum, AB’nin hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi konularda da Ankara’ya yönelik pozisyonunu zayıflatmaktadır. Bu dinamik herkese kaybettirecekmiş gibi gözüküyor.

Ankara/Brüksel, 30 Kasım 2016

Video / Europe & Central Asia

Integrating Syrian Refugees in Turkey

In this video, our Project Director for Turkey Nigar Göksel explains the main findings of Crisis Group's report Turkey’s Refugee Crisis: The Politics of Permanence and advocates a long-term strategy to integrate Syrian refugees into Turkish society.

Integrating Syrian Refugees in Turkey

In this video, Nigar Göksel explains the main findings of our latest Turkey report and and advocates a long-term strategy to integrate Syrian refugees into Turkish society. CRISIS GROUP