Irak ve Kürtler: Tetik Hattında Sıkıntı
Irak ve Kürtler: Tetik Hattında Sıkıntı
Table of Contents
  1. Executive Summary

Irak ve Kürtler: Tetik Hattında Sıkıntı

  • Share
  • Save
  • Print
  • Download PDF Full Report

ÖZET

Irak’ta mezhepler arası şiddetin geçtiğimiz yıl dinmesinden sonra, federal Irak hükümetiyle Erbil’deki Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) arasında yeni ve en az eskisi kadar yıkıcı bir siyasi çatışma baş gösterdi. Tam Obama yönetimi Amerikan askerlerini Irak’tan çekmek üzere ilk adımları atarken gerilimi arttıran ve Washington’da alarm zillerini çaldıran bu çatışma, söylemsel düzeyde ve perde arkasında yapılan görüşmelerde ve statüsü tartışmalı topraklardaki askeri tatbikatlarda açığa çıkmakta. Kalıcı bir çözüm sadece, iktidarın, kaynakların ve toprakların nasıl bölüneceği veya paylaşılacağı konusunda büyük bir uzlaşmayı kapsayan siyasi bir çözüm olabilir. Ancak ilk planda iki taraf da iletişimin ve güvenlik işbirliğinin geliştirilmesi için ivedi adımlar atmalı, tartışmalı topraklarda ortak askeri kontrol noktaları ve karakollar kurmalı ve defakto olarak sınırı çizen yeni ‘tetik hattı’ boyunca tek yanlı adım atmaktan kaçınmalıdır.

Bu çatışma, statüsü tartışmalı topraklarda ve özellikle Araplar, Kürtler, Türkmenler ve (bazı bölgelerde baskın olan) daha küçük azınlık gruplarından oluşan bir nüfus çeşitliliğini barındıran ve bilinmeyen miktarda petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip olan Kerkük üzerinde yoğunlaşıyor. İşgal sonrasında Irak’ta oluşan güvenlik boşluğunda Kürt güçler, 1991-2003 yılları arasında Kürdistan bölgesiyle Irak’ın geri kalanını ayıran defakto sınır olan Yeşil Hattı, tarihsel miraslarının bir parçası farz ettikleri topraklar üzerindeki iddialarını dile getirmek üzere aştılar. Birçok bölgesel ve ulusal aktör bu iddialara karşı çıkarken Başbakan Maliki hükümeti de bu bölgelerdeki Kürt etkisini 2008’in Ağustos ayından bu yana geri püskürtmeye başladı.

Sonuç olarak askeri çevrelerin ‘tetik hattı’ olarak adlandırdıkları ve kıvrılarak Suriye sınırından İran sınırına uzanan ve birçok noktasında Irak ordusuyla peşmerge olarak bilinen Kürt savaşçıların karşı karşıya konumlandıkları, yeni ve kesin olarak çizilmemiş hat boyunca gerilim sürekli yükseldi. 2008 sonlarında ordunun 12. tümeninin Kerkük’e konuşlandırılması, özellikle Kürtleri öfkelendirirken Arap ve Türkmen rakiplerini cesaretlendirdi.

Gerilimin artması ve kuvvetlerin birbirine yakınlığının yanı sıra, petrol ve doğalgaz çıkarılmasına ilişkin sözleşmeler imzalanması gibi iki tarafın da gerçekleştirdiği tek yanlı siyasi hamleler nedeniyle tetik hattı boyunca pek çok kez anlaşmazlıklar patlak verdi. İletişim eksikliği, bu tür yerel boyuttaki olayların istemeden de olsa iki tarafın da önlemekte güçlük çekeceği daha geniş ölçekli çatışmalara dönüşmesine neden olabilir. 12. tümenin gelişine Obama yönetimi, bölgedeki yoğun gerilimin açık bir savaşa dönüşmesini engelleyebilecek bir hamle olarak Kerkük’e ekstra bir tümen göndererek yanıt verdi. Fakat ABD’nin etkisi kaçınılmaz olarak azalmakta.

Başkan Obama’nın, tüm ABD güçlerinin 2011 sonu itibariyle çekilmiş olacağı ve hatta cephedeki savaş birliklerinin Ağustos 2010’da ayrılmış olacağı yönündeki birçok kez yinelediği, gayet açık mesajı dikkate alınırsa Amerika’nın etkin bir arabuluculuk yürütmesi için az zaman kaldı: KBY ve federal hükümetin her ikisi de Ocak 2010’da yapılması planlanan genel seçim öncesinde temel konularda ödün vermeye yanaşmayacaklardır; Kürt liderler dahil Irak’ın çökmesini bekleyen bazı Iraklılar, dış güçlerden koruyuculuk talep edebilirler, bu da çatışmanın potansiyel olarak bölgesel boyuta taşınmasına neden olabilir.

Eğer ABD yönetimi, geride önemli miktarda askeri varlık bırakmak veya daha kötüsü ülkenin parçalanmasından sonra geri dönmek zorunda kalmadan Irak’ı terk etmek istiyorsa, bir dizi siyasi anlaşma yapmaları konusunda Irak’lıları hem teşvik edecek hem de baskı altına alacak bir çıkış stratejisi bulmak zorunda. Kriz Grubu’nun öteden beri söylediği üzere bu anlaşmalar, federal düzeyde bir hidrokarbon yasası, Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelerde yerleşim ve güç paylaşımı konularında uzlaşmayı kapsamalı ve tüm bunlar anayasanın değiştirilmesi konusunda bir anlaşma imkanı sağlamalı. ABD, ilk planda Bağdat ile Erbil’e aralarındaki iletişimi ve tartışmalı bölgelerde güvenlik işbirliğini geliştirmeleri için yardımcı olmak ve onları bu bölgelerin statüsü konusunda özlü müzakereler yapmaya ikna etmek üzere ivedi adımlar atmalı. Aynı zamanda Amerikan ordusunun askeri komutanlarının daha makul değerlendirmelerinin aksine iki tarafın arasına girerek şiddeti tırmandırmalarını engellemek zorunda kalabileceği ihtimalini de göz ardı etmemeli.

ABD, kendi çabalarının yanı sıra Nisan 2009’da Irak’ın tartışmalı iç sınırları konusunda yayınladığı raporla statüsü tartışmalı topraklar ve, büyük bir uzlaşma stratejisiyle, güç ve kaynak paylaşımı gibi iç içe girmiş konularda da uygun bir platform sunan Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu’na (UNAMI) tam destek vermeli. UNAMI, yürütülmesi gereken, ancak Iraklılara kalıcı bir çözüm için baskı yapılması gerektiğinde ABD’nin gücü olmadan başarıya ulaşamayacak karmaşık görüşmelerde arabuluculuk rolü üstlenebilecek en uygun aktör konumunda.

Anlaşmaların nihai koşulları ve bunlara ulaşmak ne kadar güç olursa olsun, bunlardan vazgeçmek söz konusu olamaz. ABD askerlerinin sağladığı birleştirici etki olmazsa Iraklı siyasi aktörlerin, askerlerin çekilmesinin ardından gerekirse dış yardım alarak iktidarlarını ilan edebilecekleri fikriyle tetik hattı boyunca savaşma ihtimalleri son derece yüksek. Obama yönetimi, geride bırakacağı barışın sürdürülebilir olmasını sağlamak zorunda. Aksi takdirde Bush’un kendi tercihiyle başlattığı savaş, istenmese de sürdürülmesi zorunlu bir savaş haline gelecektir. Başkanın Haziran ayının sonunda başkan yardımcısı John Biden’i gayriresmi Irak özel temsilcisi olarak atama kararı, Biden’in Iraklılara siyasi anlaşmaya varma konusunda yardımcı olma isteği ve UNAMI’ye olan desteğinin yanı sıra, bunun ardından Irak’a yaptığı ziyaret, doğru yönde atılmış isabetli adımlar. Ancak yeterince kararlı, dirayetli ve sonuçlandırıcı olup olamayacağını zaman gösterecek.

Bağdat, Erbil, Brüksel, 8 Temmuz 2009

Executive Summary

As sectarian violence in Iraq has ebbed over the past year, a new and potentially just as destructive political conflict has arisen between the federal government and the Kurdistan regional government in Erbil. This conflict has manifested itself in oratory, backroom negotiations and military manoeuvres in disputed territories, raising tensions and setting off alarm bells in Washington just as the Obama administration is taking its first steps to pull back U.S. forces. A lasting solution can only be political – involving a grand bargain on how to divide or share power, resources and territory – but in the interim both sides should take urgent steps to improve communications and security cooperation, run joint military checkpoints and patrols in disputed territories and refrain from unilateral steps along the new, de facto dividing line, the so-called trigger line.

The conflict is centred on disputed territories, especially Kirkuk, which not only hosts a mix of populations – Arabs, Kurds, Turkomans and smaller minorities (which in some districts are dominant) – but also contains untold reserves of oil and gas. In the security vacuum of post-invasion Iraq, Kurdish forces rushed across the Green Line, the de facto boundary separating the Kurdistan region from the rest of Iraq between 1991 and 2003, to assert their claim to areas they deem part of their historic patrimony. A range of local and national actors challenged this claim, with the government of Prime Minister Maliki starting to push back against Kurdish influence in these areas since August 2008.

The result has been a steady rise in tensions along a new, undemarcated line that in military circles is referred to as the trigger line – a curve stretching from the Syrian to the Iranian border, where at multiple places the Iraqi army and Kurdish fighters known as peshmergas are arrayed in opposing formations. The deployment of the army’s 12th division in Kirkuk in late 2008, in particular, enraged the Kurds and emboldened their Arab and Turkoman rivals.

Given growing tensions and the proximity of forces, as well as unilateral political moves by both sides in the form of contracts for oil and gas extraction, altercations have occurred along the trigger line on several occasions. Poor communication could cause such local events to escalate inadvertently into broader conflict that neither party might find easy to contain. The Obama administration responded to the 12th division’s arrival by sending an extra brigade into Kirkuk, which may have prevented a very tense situation from turning into open warfare. But U.S. influence inevitably is on the wane.

Given President Obama’s repeated and unequivocal pledge to withdraw all U.S. forces by the end of 2011, with combat troops departing as early as August 2010, there is little time left for effective U.S. mediation: both the Kurdistan regional government and the federal government will be averse to compromise on fundamental issues ahead of legislative elections scheduled for January 2010; and some Iraqis, including Kurdish leaders, anticipating Iraq’s collapse, could seek outside protection, thus potentially regionalising the conflict.

If the U.S. administration wishes to leave Iraq without being forced either to maintain a significant military presence or, worse, to return after the country disintegrates, it should craft an exit strategy that both encourages and pressures Iraqis to reach a series of political bargains. These deals, as Crisis Group has consistently argued, concern a federal hydrocarbons law, a settlement over Kirkuk and other disputed territories and agreement over the division of powers that jointly would pave the way for consensus on amending the constitution. In the interim, it should take urgent steps to help Baghdad and Erbil improve their mutual communications and security cooperation in disputed territories and persuade them to engage in substantive negotiations on the status of these areas. At the same time, it cannot exclude finding itself, against U.S. military commanders’ better judgment, standing between the two sides to prevent armed escalation.

Along with its own efforts, the U.S. should provide full support to the United Nations Assistance Mission in Iraq (UNAMI), whose report on disputed internal boundaries, issued in April 2009, could offer an important platform for negotiations on disputed territories and, in a grand bargain strategy, on the interlocking issues of power and resources as well. UNAMI is best placed to mediate the complex discussions that will be required but cannot succeed without U.S. muscle, if Iraqi stakeholders are to be pushed to reach a durable settlement.

Whatever the final terms of deals and however difficult it may be to reach them, forgoing them is no option. Without the glue that U.S. troops have provided, Iraq’s political actors are otherwise likely to fight all along the trigger line following a withdrawal, emboldened by a sense they can prevail, if necessary with outside help. The Obama administration should make sure that the peace it leaves behind is sustainable, lest Bush’s war of choice turn into its own war of necessity. The president’s late June decision to appoint Vice President Joseph Biden as his informal special envoy for Iraq, Biden’s focus on helping Iraqis reach political deals and support for UNAMI, as well as his subsequent visit to Iraq all point in the right direction. The test is whether there will be sufficient determination, persistence and follow-through.

Baghdad/Erbil/Brussels, 8 July 2009

Subscribe to Crisis Group’s Email Updates

Receive the best source of conflict analysis right in your inbox.