Arrow Down Arrow Left Arrow Right Arrow Up Camera icon set icon set Ellipsis icon set Facebook Favorite Globe Hamburger List Mail Map Marker Map Microphone Minus PDF Play Print RSS Search Share Trash Crisiswatch Alerts and Trends Box - 1080/761 Copy Twitter Video Camera  copyview Youtube
Türkiye’de PKK ile Çatışmaların İnsanî Maliyeti: Sur Örneği
Türkiye’de PKK ile Çatışmaların İnsanî Maliyeti: Sur Örneği
Mass Deportations Only Fuel A Cycle Of Violence And Migration
Mass Deportations Only Fuel A Cycle Of Violence And Migration
A woman walks inside a bullet-riddled house in Sur district of the Kurdish dominated southeastern city of Diyarbakir, Turkey, 30 October 2015. REUTERS/Sertac Kayar

Türkiye’de PKK ile Çatışmaların İnsanî Maliyeti: Sur Örneği

  • Share
  • Save
  • Print
  • Download PDF Full Report

Genel Bakış

Türkiye devleti ile uluslararası alanda terör örgütü kabul edilen Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasındaki çözüm sürecinin çökmesi, Temmuz 2015’te çatışmaların yeniden başlaması ve akabinde girilen şiddet sarmalı, yeni bir çözüm sürecinin inşasını hiç olmadığı kadar gerekli kılıyor. Aralık ayından bu yana güvenlik güçleri ile PKK arasındaki çatışmaların şiddeti daha önce görülmemiş bir seviyeye ulaştı. Devlet, “kamu düzenini yeniden sağlama” amacıyla, PKK tarafından desteklenen gençlerden oluşan milis güçlerinin barikat ve hendekler vasıtasıyla hakimiyet kurmaya çabaladıkları ilçe ve mahallelerde sokağa çıkma yasağı uygulamaya başladı. Günler hatta haftalar süren sokağa çıkma yasaklarının devam ettigi mahalleler aylar süren çatışmalara sahne oldu. Devletin hakimiyet sağlama gayreti ve PKK’nın asimetrik savaş yoluyla bunu engelleme girişimleri neticesinde, yerinden edilen insan sayısının 350,000’i aştığı tahmin ediliyor. Yaşamını yitiren sivillerin sayısı ise en az 250.

Son haftalarda, sokağa çıkma yasağı bazı yerlerde kaldırıldı ancak çatışmaların insani maliyeti hızla büyümeye devam ediyor: Kriz Grubu’nun kayıplara dair açık kaynaklara dayandırdığı veritabanına göre sekiz aydır süren çatışmalarda yaşamını yitiren 350 polis ve askerin 140’ı, 2016’nın ilk iki ayında hayatını kaybetti. Şiddet Ankara’yı da iki ay zarfında iki kere vurdu: 17 Şubat’ta parlamento binası yakınlarında patlayan bomba yüklü bir araç 25 askeri personelin ve dört sivilin canına mal olurken, 13 Mart’ta da bir intihar bombacısı, otobüs duraklarının bulunduğu yerde, yoğunluk yaşanan bir saatte, kendisini havaya uçurarak 36 sivilin ölümüne neden oldu.

İki saldırıyı da PKK’dan ayrılan bazı örgüt üyelerinin kurduğu Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) üstlendi. Halkların Demokratik Partisi (HDP), ilk saldırıyı parlamento olarak kınayan metni – hem Irak Şam İslam Devlet (IŞİD) tarafından düzenlenen Suruç, Ankara ve Sultanahmet saldırılarının hem de sokağa çıkma yasağı altında sivillerin hayatlarını kaybetmelerinin aynı metinde kınanmamasını gerekçe göstererek – imzalamayınca ülkede milliyetçi öfke arttı. Üç gün sonra ise bir HDP milletvekili bombayı patlatan kişi için düzenlenen taziye törenine iştirak etti. HDP ikinci saldırıyı kınamakla beraber yine parlamentodaki diğer partilerin ortak bildirisine imza atmadı. Bütün bu gelişmeler, HDP’nin kendisini PKK’dan yeteri kadar ayrıştıramadığına yönelik halk nezdindeki algının ve hükümet nezdindeki değişmeyen inancın pekişmesine yol açtı.

Ankara’nın giderek daha fazla savunma refleksi ile söylem ve uygulamalarını katılaştırması Kürt sorunu, demokratikleşme gibi tartışmaya muhtaç konularda farklı görüşler dile getirme imkanını azaltıyor ve siyasi kutuplaşmayı arttırıyor. Teröre destek verdikleri gerekçesi ile, HDP’nin iki eş başkanı da dahil beş milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması için iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) tarafından yapılan girişimler, çoğu Kürt, milyonlarca seçmenin desteklediği yasal bir oluşumun dağılma ihtimalini gündeme getiriyor. PKK’nın cezaevindeki lideri Abdullah Öcalan ile görüşmelerin kesilmesi ve HDP’li bazı yerel temsilcilerin tutuklanması yüzünden siyasi çözüm seçeneklerinin kapanmasına yol açan bu girişimler, PKK’nın “meşru müdafa” savını da güçlendiriyor.

Çatışmalar son haftalarda azalma eğilimi gösterse de Güneydoğu’da nüfusun yoğun yaşadığı şehir ve ilçe merkezlerinin bazılarında sürüyor. Kışın sona ermesi ve Suriye’de kendisine bağlı Kürt unsurların oynadığı rolün de teşviği ile PKK hükümete karşı daha yoğun bir mücadeleye hazırlanıyor. Öte yandan, TAK gibi oluşumların Türkiye’nin doğusunda yeni saldırılar düzenleme ihtimali de büyüyor. Türkiye’deki Kürtler tarafından Mart ekinoksu sırasında kutlanan geleneksel Nevruz bayramı vesilesi ile ülke içinde huzursuzluğun artması olası.

Ankara hem yıkılan şehir ve ilçeleri yeniden inşa etmeyi, hem de gerginliğin yüksek olduğu yerlere daha büyük polis merkezleri ve kontrol noktaları kurarak güvenlik güçlerine takviye yapmayı vaat ediyor. Bu yaklaşımın PKK ve sempatizanları tarafından karşılıksız bırakılacağını düşünmek zor. Ayrıca, HDP’yi dışlama planı ile hükümetin girişimlerinin bölgedeki önemli HDP seçmen kitlesi tarafından benimsenmesi de güçleşiyor. Kürt hareketinin temsilcileri şiddeti reddederek, silahlı direnişi devlete karşı koymanın meşru bir yöntemi olarak görmediklerini açıklayıncaya kadar Ankara’nın Kürt hareketi ile işbriliği konusundaki manevra alanı sınırlı kalmaya mahkum.

Bu sorunu kalıcı olarak çözmenin tek yolu, bir yandan PKK ile barış görüşmelerine yeniden başlamak, diğer yandan ise anadilde eğitim, daha fazla adem-i merkeziyetçilik, seçim barajının düşürülmesi ve etnik atıflardan arındırılmış yeni bir anayasa gibi demokratik hak taleplerini karşılamak. Ancak öncelik, derhal, ölümlerin ve yerinden edilmelerin sona erdirilmesine verilmeli. Kısa vadede Ankara sokağa çıkma yasaklarını sağlam bir hukuki temele dayandırarak sivilllerin çatışmalardan daha az etkilenmesini sağlamalı ve insan hakları ihlallerini önlemeye yönelik uygulamalara odaklanarak, suçların cezasız kalmasını engellemelidir. Hükümet, insan hakları ihlallerinin usulüne uygun biçimde ele alınmasını temin etmeli; yeniden inşa aşamasında, çatışmalar yüzünden yerinden edilen mülk sahiplerinin ve kiracıların haklarını korumalı ve dönmek isteyenlerin evlerine kavuşmalarını sağlamalı.

Ankara ve PKK çatışmanın hem psikolojik fay hatlarının hem de çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Güneydoğu nüfusunda genel hissiyatın büyük ölçüde kendi lehlerine döndüğünü iddia ediyor. Ankara, PKK’nın şehir savaşına yönelmesinin bölgedeki sempatizanlarını PKK’dan uzaklaştırdığını savunuyor. PKK ise şehir ve ilçe merkezlerinde ağır silahların kullanılmasının tüm bölgede devlete karşı bir tepkiye yol açtığını ileri sürüyor. Diyarbakır’da Kriz Grubu’nun yaptığı araştırma, otuz yıllık çatışmanın neticesinde sivillerin hissiyatında önemli bir kayma olmadığını ortaya koyuyor.

Elinizdeki rapor Diyarbakır’daki saha araştırmasında elde edilen bulgulardan bir kesit sunuyor. Çoğu kimliğinin gizli kalmasını talep eden, resmi yetkililer, STKlar, belediye temsilcileri, avukatlar ve yerinden edilenlerin bakış açılarını yansıtan bu çalışma, Sur ilçesinde yakın zamanda yaşanan çatışmaların dinamiklerini inceleyerek, sürekli artan insani maliyete dikkat çekmeyi amaçlıyor.

Diyarbakır/İstanbul/Brüksel, 17 Mart 2016 

Mass Deportations Only Fuel A Cycle Of Violence And Migration

Originally published in Huffington Post

Every day a stream of anxious passengers disembarks at San Pedro Sula airport, weary from the flight and weighed down by a lifetime’s worth of luggage. But these passengers are not coming to Honduras by choice: They have been deported, from either Mexico or the United States.

Between January and April 2018, the reception center at the transport hub received 23,601 arrivals, about 64 percent from Mexico, which has for some time acted as the long arm of U.S. migration control. The country stops many Central American migrants before they ever reach the U.S. border. 

Now, across the U.S., some 57,000 Hondurans, along with 195,000 Salvadorans, are asking when they might face the same uncertain future. In early 2018, the Trump administration announced the termination of the Temporary Protected Status (TPS) program for beneficiaries from both El Salvador and Honduras. The program allowed recipients to work and live legally in the U.S.

The administration decided that the conditions justifying the TPS for both countries – natural disasters that happened close to 20 years ago – no longer applied. This decision will pose challenges not just for the U.S. (It will cost taxpayers $3.1 billion to deport 252,000 TPS holders and their 245,000 children), but also for Central America. The increased deportations will put even more stress on countries struggling with economic hardship and rampant gang brutality.

Deportation will leave many feeling uprooted: Between 30 and 50 percent of TPS holders has lived in the U.S. for more than two decades. For many arrivals in the San Pedro Sula and San Salvador airports, home is Maryland, Los Angeles or New York. Their official “welcome back” to Honduras or El Salvador lasts for a few hours in a crowded airport annex, where functionaries shout instructions about getting national ID cards. “That is the last time you hear from them,” said one young Salvadoran deportee.

Most deportees will struggle to make a living without interacting with organized crime, which owes its prevalence in Central America partly to previous waves of U.S. deportations.

After that, deportees must fend for themselves. If they’re lucky, they get jobs in call centers, a booming industry in Central America thanks to generous tax incentives, low operating costs and a constant flow of newly arrived English-speaking employees. In El Salvador, call centers employ about 20,000 people.

However, most deportees will struggle to make a living without interacting with organized crime, which owes its prevalence in Central America partly to previous waves of U.S. deportations. In 1996, the U.S. Congress passed the Illegal Immigration Reform and Immigrant Responsibility Act, whereby non-U.S. convicts had to be deported to their home countries.

As a result, Central America absorbed 46,000 deportees with criminal record from the U.S. between 1998 and 2005. This prompted the expansion of U.S.-bred gang culture across El Salvador, Guatemala and Honduras and midwifed such notorious groups as Mara Salvatrucha (MS-13) and Barrio 18. El Salvador has the highest population of gang members – some 65,000 – with a further half a million people considered sympathizers or dependents.

Today, should new deportees want to start a business, most will have to deal with the local gang – the de facto authority in many barrios. Gangs are present in 247 of 262 of El Salvador’s municipalities and extort 70 percent of businesses there, according to the online newspaper El Faro.

“Every single thing that takes place in this neighborhood has the green light of the clique [the gang’s local cells],” said an NGO worker as we walked in a San Salvador district controlled by the MS-13. “You may not see them, but they are watching you right now.” The damage of gang activity to El Salvador’s economy is estimated at 16 percent of the country’s GDP.

Youths are perhaps the most vulnerable to gang influence. Many boys are asked to join the local gang and threatened if they refuse. Entire families are displaced trying to prevent their kids from being forcibly recruited, usually when they are 12 to 16 years old. Girls may face worse. A social worker in Tegucigalpa, the capital of Honduras, told me about a girl who an MS-13 gangster had made a sex slave. Every day for two years, he snatched the girl up after school, raped and abused her, and returned her home in the morning. She eventually ran away with her parents. Why didn’t the family report what was going on? The social worker replied: “Fear is a big thing here…. And where would they go? The police?”

Despite a recent fall in the murder rate and police reform efforts, Hondurans have ever more reasons to flee.

Despite a recent fall in the murder rate and police reform efforts, Hondurans have ever more reasons to flee. Security forces are understaffed and poorly trained – and very often corrupt. Their links to gangs scare many victims away from reporting crimes due to fear of retaliation. Meanwhile, the country’s chronic political crisis has intensified since the 2017 general elections, which sparked violent unrest following a dispute over the results. In the months following the clashes, the number of undocumented Honduran migrants apprehended in Mexico rose sharply.

Conditions in El Salvador are similarly inhospitable. The country’s murder rate rose slightly more than 15 percent in the first three months of 2018 compared to the previous year. In 2016, the country’s Congress approved of a set of “extraordinary measures” ― prison and law enforcement rules aimed at limiting inmates’ communication. The gangs’ violent response to these policies, as well as internal tensions inside the country’s largest criminal organizations, can explain much of the increase in violence.

And so ever more Central Americans flee northward, in spite of the manifest dangers and intensifying border control in Mexico and the U.S. In 2017, both countries received most of the 294,000 new asylum seekers – 58 percent more than the previous year – from Guatemala, Honduras and El Salvador, according to the U.N. High Commissioner for Refugees. The U.N. agency attributes the increase to more cases of “forced recruitment into armed criminal gangs and death threats” in northern Central America.

And yet, last week, Attorney General Jeff Sessions said that victims of gang violence no longer qualify for asylum in the U.S. This decision closes the door to thousands fleeing life-or-death situations. It could force other countries in the region like Mexico, Costa Rica and Panama to absorb the burdens of a humanitarian crisis that, in the long-term, will only be worsened by another wave of massive deportations from the U.S.

Sure, the future wave of TPS deportees will not be made up of convicted criminals. But if the precarious security and political conditions awaiting them in their home countries are not addressed, many of these returnees are unlikely to stay long. This will only fuel a pernicious cycle whereby deportations swell the ranks of violent criminal groups in Central America with new recruits, in turn forcing more people to flee north, leading to still more deportations.

The U.S. could do more to support refugee reception, especially in Latin America, so that those who have credible fears meriting safe harbor can find it. Washington could also invest more in security, justice and development across Central America by funding rehabilitation programs for gang members who want to leave criminal life (approximately 70 percent of jailed gang members in El Salvador, according to one survey).

Against the backdrop of its inhumane zero tolerance migration policies, emphasizing these more supportive initiatives would be a good way for the U.S. to signal to its southern neighbors that it understands its stability is linked to theirs and to demonstrate its commitment to investing in their future.