Türkiye’nin Kürt çıkmazı: Diyarbakır’ın yeri
Türkiye’nin Kürt çıkmazı: Diyarbakır’ın yeri
Table of Contents
  1. Executive Summary
Turkey and Russia’s Complicated Relationship
Turkey and Russia’s Complicated Relationship
Report 222 / Europe & Central Asia

Türkiye’nin Kürt çıkmazı: Diyarbakır’ın yeri

  • Share
  • Save
  • Print
  • Download PDF Full Report

Yönetici özeti

Türkiye’nin Kürt çoğunluğa sahip en büyük şehri olan Diyarbakır, ülkedeki Kürt sorununu ve PKK (Kürdistan İşçi Partisi) isyanını konu alan tüm araştırmalar için kritik öneme sahip. Artan siyasi sürtüşmeler ve Haziran 2011’den bu yana en az 870 kişinin ölümüne yol açan şiddetle birlikte silahlı çatışma, geçtiğimiz bir buçuk yıl içinde tırmanarak son on yılın en kötü seviyesine ulaştı. Türkiye’nin batısında ve özellikle İstanbul’da belki güneydoğudaki kadar Kürt yaşıyor olsa da, PKK’nın yürüttüğü silahlı çatışmaya verilen desteğin nedenleri Kürtlerin çoğunlukta olduğu Diyarbakır gibi yerlerde daha açık şekilde görülüyor. Bunlar arasında yerel yönetimde ve ekonomide hem algılanan hem gerçek ayrımcılık, merkezi otoriteye yabancılaşma, siyasi temsilcilere yönelik kitlesel tutuklamalara duyulan öfke ve Kürtçe’nin eğitimde ve kamusal yaşamda yasaklanmasının yarattığı düş kırıklığı sayılabilir. Ancak, eğer Ankara bu sıkıntıları gidermek için kesin olarak harekete geçer ve herkes için eşitlik ve adaleti sağlarsa Diyarbakır, birlikte yaşamak isteyenlere hâlâ umut vaat ediyor.

Diyarbakır’da tüm siyasi eğilimlerden Kürtler ve Türkler, zengin ve yoksul, İslami ve laik herkesin ortak arzusu, hükümetin, Kürt sorununun kronikleşmiş meselelerini çözmek için açık bir stratejiye sahip olmasıdır. Kürt kimliğinin ve anadilde eğitim ve adalet arayışı hakkının resmen tanınması, önceliğe sahip. Diyarbakır’da yaşayan Kürtler, daha adil bir temsiliyet, daha fazla yerinden yönetim ve yasalardaki ve anayasadaki her türlü ayrımcılığa son verilmesini talep ediyorlar. Ayrıca yaygın tutuklamaların ve şiddete başvurmamış aktivistlerin terör suçlarıyla yargılanmadan önce uzun süre gözaltında tutulmasının son bulması için gereken yasal reformların yapılmasını istiyorlar.

Diyarbakır’ın kontrolü, birçok açıdan bir anlaşmazlık konusu. Devlet, Ankara’dan atanan vali ve bütçe üzerindeki denetimi, polis gücü, eğitim, sağlık ve altyapı yatırımları aracılığıyla etkisini sürdürerek kontrolü elinde tutmak istiyor. 1999 yılından bu yana PKK taraftarı partilerin ve en son olarak Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) elinde bulunan belediye, önemli engellere rağmen daha fazla güç topluyor. İktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), polise karşı daha ilerici bir yaklaşım getirdi; ancak bu, çatışmaları sona erdirmedi ve bölgedeki husumeti yatıştıramadı. Genel olarak Türkiye’nin ve özel olarak Diyarbakır gibi Kürtçe konuşulan şehirlerin, yerinden yönetimle ilgili tutarlı ve bilgiye dayanan bir tartışmaya ve onu uygulayacak stratejiye ihtiyacı var.

Mevcut hükümet, Kürt dilinin Diyarbakır’da ve başka yerlerde kullanılmasına izin verilmesi konusunda kendinden öncekilerden çok daha fazlasını yaptı; ancak Kürt hareketi ana dilinde eğitim taahhüdünden daha azını yeterli bulmuyor. Hükümetin Kürtçe’yi seçmeli ders olarak vermesi girişimi, bu hedefin bir hak olarak ilan edilmesine yönelik planların köşe taşı olarak bütünüyle desteklenmeli.

Bir zamanlar Türkiye’nin en iyi durumdaki üçüncü ekonomik merkezi olan Diyarbakır, yapılan son ölçümlerde 63’üncü sıraya kadar düşmüş durumda. Şiddet, yanlış hükümet politikaları ve PKK’nın yaptığı sabotajlar, adam kaçırmalar, terör saldırıları ve haraçlar yüzünden bölgeye yatırım uzun zamandır düşük seviyede. Ancak Diyarbakırlılar, özellikle mermer ocakları ve hızla büyüyen emlak sektörüne yaptıkları yatırımlarla şehirlerine olan inançlarını gösteriyorlar. Diyarbakır’ın bölgesel tarihi yolların kesişme noktasındaki konumu, onun hâlâ taşıma işleri ve hastaneler gibi hizmet sektörünün çeşitli kolları için önemli bir merkez olmasını sağlıyor. Binlerce yıllık tarihi anıtlar ise onu, turizm açısından bir çekim merkezi haline getirebilir.

Güvenlik güçleriyle PKK arasındaki, genelde güneydoğuda yoğunlaşan çatışmalar artış gösteriyor. Her ne kadar Diyarbakır yakın zamanda artan şiddetten en fazla etkilenen yerlerden olmasa da, sivil nüfus ve yerel siyaset, olaylar yüzünden gittikçe geriliyor ve kutuplaşıyor. AKP çekiciliğini yitiriyor ve Kürt hareketinin Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), kentteki tartışmasız en güçlü siyasi odak olmayı sürdürse de, siyasi olgunluğunu ve gitgide daha fazla şiddete başvuran PKK’nın bir cephesi olmanın ötesine geçebildiğini henüz kanıtlayamadı. Ilımlı İslam görüşüne sahip Gülen hareketi farklı bir yol sunmaya çalışıyor. Bir çözüm üzerinde anlaşılması olasılığı azalırken, İslamcı Kürt grupları, halihazırda önemli miktardaki nüfuzlarını arttırmaya devam ediyorlar.

Ne var ki Diyarbakır’dan yükselen sesler, Türkiye’nin geri kalanında olduğu gibi Diyarbakır’da da ortak bir zeminin bulunduğunda ısrar ediyorlar. Kriz Grubu, 2011 ve 2012’de yayımladığı iki raporda hükümetin ihtilafı çözümlemek için ilk etapta Kürtlere yönelik adaletin ve hakların sağlanmasına odaklanacak, açık bir strateji belirlemesi tavsiyesinde bulunmuştu. Hükümetin Kürtlerin temsilcileri ile dört ana reform üzerinde aktif şekilde çalışmasını önermişti: Türkiyeli Kürtlere anadil haklarının tanınması; yüzde 10 olan meclis seçimleri barajının yüzde 5’e indirilmesi; yeni bir yerinden yönetim stratejisi; ve anayasa ve yasalardan her türlü yarımcılığın kaldırılması. Bu adımlar atıldıktan sonra hükümet, PKK ile silahsızlanma ve seferberliğe son verme konusunda ayrıntılı görüşmelere geçebilir. Özet olarak, şiddetten kaçınmak, diyaloğa bağlı kalmak ve Kürtlerin meşru taleplerini Türkiye’nin mevcut yasal yapıları içinde, özellikle de meclisteki yeni anayasa komisyonu bünyesinde, yerine getirmek suretiyle iki taraf da gerçek bir liderlik üstlenmeli.

Önceki raporların tamamlayıcısı olan elinizdeki bu rapor, hükümetin ve Diyarbakır’daki yasal Kürt hareketi liderliğinin, Kürtlerin devlete olan güvenlerini arttırmak ve şehrin uzun vadede kalkınmasını sağlamak amacıyla bir an önce harekete geçmesi için ilave öneriler sunuyor.

İstanbul/Diyarbakır/Brüksel, 30 Kasım 2012

Executive Summary

As Turkey’s biggest Kurdish-majority city and province, Diyarbakır is critical to any examination of the country’s Kurdish problem and of the insurgent PKK (Kurdistan Workers’ Party). The armed conflict has deteriorated in the past year and a half to its worst level in over a decade, with increased political friction and violence leading to the deaths of at least 870 people since June 2011. While as many Kurds live in western Turkey, particularly in Istanbul, as in the south east, grievances that underlie support within Kurdish communities for the PKK’s armed struggle are more clearly on display in predominantly Kurdish areas like Diyarbakır: perceived and real discrimination in the local government and economy, alienation from central authorities, anger at mass arrests of political representatives and frustration at the bans on the use of Kur­dish in education and public life. Yet Diyarbakır still offers hope for those who want to live together, if Ankara acts firmly to address these grievances and ensure equality and justice for all.

Across the political spectrum, among Kurds and Turks, rich and poor, Islamic and secular in Diyarbakır, there is a shared desire for a clear government strategy to resolve the chronic issues of Turkey’s Kurdish problem. Official recognition of Kurdish identity and the right to education and justice in mother languages is a priority. The city’s Kurds want fairer political representation, decentralisation and an end to all forms of discrimination in the laws and constitution. They also demand legal reform to end mass arrests and lengthy pre-trial detentions of non-violent activists on terrorism charges.

Control of Diyarbakır is contested on many levels. The state wants to stay in charge, channelling its influence through the Ankara-appointed governor and control over budget, policing, education, health and infrastructure development. The municipality, in the hands of legal pro-PKK parties since 1999, most recently the Peace and Democracy Party (BDP), is gathering more power against considerable obstacles. The Justice and Development Party (AKP) that rules nationally has ushered in a more progressive approach to police, but this has not ended confrontations and defused local hostility. Turkey as a whole, and Kurdish-speaking cities like Diyarbakır in particular, need a coherent, informed debate on decentralisation and a strategy to implement it.

The current government has done more than any previous one to permit Kurdish language use in Diyarbakır and elsewhere, but most Kurds want nothing less than a com­mit­ment to education in their mother language. The government’s initiative on optional Kurdish lessons should be fully supported as a stepping-stone in a structured plan to achieve declaration of that goal as a right.

Once Turkey’s third best off economic centre, Diyarbakır and its surrounding province have fallen to 63rd place at last measurement. Investment has long been low due to violence, flawed government policies and PKK sabotage, kidnappings, terrorist attacks and extortion. But residents show their faith in the city’s future through their investment, particularly in marble quarries and the booming real estate sector. Diyarbakır’s location at a regional historic crossroads still makes it an important hub for elements of the service sector, such as courier businesses and hospitals. Thousand-year-old monuments could make it a tourist magnet.

Fighting between the security forces and the PKK, mostly in the south east, is rising. While Diyarbakır has mostly been spared the worst of the recent violence, the civilian population and local politics are nonetheless increasingly stressed and polarised by events. The AKP is losing its appeal, and the BDP, while uncontested as the strongest political force in the city, has yet to prove its political maturity and ability to be more than a front for an increasingly violent PKK. The moderately Islamic Gülen movement is trying to offer another way, and as a negotiated settlement seems less likely, Kurdish Islamic groups are boosting their already substantial influence.

Yet, voices from Diyarbakır insist that common ground exists, as it does throughout the rest of Turkey. Crisis Group, in two previous reports in 2011 and 2012, recommended that the government announce a clear strategy to resolve the conflict, focusing in the first instance on justice and equal rights for Kurds. It suggested that the government work pro-actively with Kurdish representatives on four lines of reform: mother-language rights for Turkey’s Kurds; reducing the threshold for election to the national parliament to 5 per cent from 10 per cent; a new decentralisation strategy; and stripping all discrimination from the constitution and laws. Once these steps have been taken, it could then move to detailed talks on disarmament and demobilisation with the PKK. In short, both sides need to exercise true leadership, by eschewing violence, committing to dialogue and achieving the Kurds’ legitimate aspirations through Turkey’s existing legal structures, especially in the parliamentary commission working on a new constitution.

This companion report additionally offers recommendations specifically for urgent action by the government and legal leadership of the Kurdish movement in Diyarbakır to strengthen Kurds’ trust in the state by working to resolve pressing local problems and to ensure the long-term development of the city and province.

Istanbul/Diyarbakır/Brussels, 30 November 2012

Podcast / Global

Turkey and Russia’s Complicated Relationship

This week on War & Peace, Olga Oliker and Hugh Pope talk to expert Eleonora Tafuro, a research fellow at ISPI, to make sense of the complicated relationship between Russia and Turkey that has veered from collaborative to adversarial, often landing somewhere in between.

Russia and Turkey’s complex relationship sometimes baffles outside observers. In many respects, Turkey and Russia are fierce competitors: Moscow and Ankara back opposing camps in Libya, Syria and Nagorno-Karabakh, and Turkey is a member of NATO – the alliance Russia views as both adversary and threat. Nevertheless, this has not prevented collaboration between the two powers, who share profound economic and cultural ties and have made concerted efforts to deepen diplomatic relations, often to the frustration of Turkey's Western allies. 

This week on War & Peace, Olga Oliker and Hugh Pope talk to Eleonora Tafuro Ambrosetti, a research fellow at ISPI, about Russo-Turkish relations. Eleonora helps unpack the two countries’ complex relationship and sketch out the deep economic and cultural ties connecting them, as well as the numerous sources of tension pitting Ankara against Moscow. She discusses Turkey’s juggling act in balancing relations with the EU and the Kremlin, and how Russo-Turkish relations and soft power shape geopolitics in Central Asia, the Caucasus and Africa. Mainly recorded prior to the massive invasion of Ukraine by Russia in late February, this episode also includes a brief addendum to reflect those events.

Click here to listen on Apple Podcasts or Spotify

N.B. Please note that this episode was recorded in late January 2022.

For more on Turkish foreign policy, check out our Turkey regional page. For analysis on the Ukraine crisis and its global implications, make sure to explore our Ukraine page and read our latest Q&A: “The Ukraine War: A Global Crisis”.

Subscribe to Crisis Group’s Email Updates

Receive the best source of conflict analysis right in your inbox.