Briefing / Europe & Central Asia 1 minute

Kıbrıs: Çözüme Doğru Altı Adım

  • Share
  • Kaydet
  • Yazdır
  • Download PDF Full Report

GENEL BAKIŞ

Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için 2008’den bu yana yürütülen müzakereler çıkmaza girdiğinden köklü adımlara ihtiyaç bulunuyor. Söz konusu çıkmaz sürdükçe bunun Kıbrıslı Rum ve Türklere, Türkiye’ye ve Avrupa Birliği’ne (AB) olan maliyeti de artıyor. Geleceğin bölünmüş, belirsiz ve militarize olduğu ve yeni ekonomik güçlüklerle yüz yüze bulunan bir adada ne Kıbrıslı Rumlar ne de Kıbrıslı Türkler potansiyellerini gerçekleştirebilirler. Türkiye’nin AB üyeliği ve AB-NATO işbirliği risk altında. Adadaki ve Brüksel’deki durumları çözmek üzere somut olarak taraflar, kapsamlı bir çözümün sonucunu olumsuz olarak etkilemeksizin güven inşa etmek ve muhataplarının ana taleplerini yerine getirmek için – gerekirse tek taraflı olarak – 2011’de güven arttırıcı adımlar atmalılar.

BM’nin arabulucu olduğu görüşmeleri verimsiz bir yıl daha bekliyor gibi göründüğünden, şu anda ara önlemler gerekiyor. Kimse görüşmeleri kesmekle suçlanmak istemiyor, bu nedenle tökezleyerek devam etmeleri olası; ancak 26 Ocak’ta Genel Sekreter Ban Ki-moon ile iki toplumun liderleri arasında yapılan toplantı, herhangi bir konuda yakınlaşma sinyalleri veremedi. Güvenlik Konseyi, zaten eleștiriler içeren Kasım 2010 değerlendirmesinin ardından Ban Ki-moon’dan Şubat ayı sonunda sürece dair bir güncel rapor sunmasını istedi. Kapsamlı bir anlaşma yönünde ilerlemenin Mayıs’taki Kıbrıs Rum parlamento seçimleri ve Türkiye’de Haziran’da yapılacak genel seçimler nedeniyle durması muhtemel. Onlarca yıldır devam etmekte olan Kıbrıs görüşmeleri, genellikle yaz aylarında durgunluk gösterir.

Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yönetimini ele geçirdikleri 1963’ten bu yana siyasi olarak, 1974’te Türkiye’nin işgalinden sonra kuzeyde adanın üçte birinde Kıbrıs Türk kesimi kurulmasından bu yana ise askeri olarak bölünmüş olan adayı yeniden birleştirmek, zamanla gitgide zorlaşıyor. Geçen yaklaşık kırk yılın sonunda taraflar, görüşmelerin üzerinde uzlaşılan hedefi olan iki kesimli, iki toplumlu federasyonun anlamı konusunda dahi birbirlerinden hâlâ çok uzaktalar. Uzun zamandır devam eden barışa ve 2003’ten bu yana etkileşim özgürlüğünün nispeten var olmasına rağmen Yeşil Hat üzerinden iki toplum arasındaki ticaret ve ziyaretler azalmakta.

Çözümsüzlük herkesin çıkarlarına zarar veriyor ve hayal kırıklıklarını arttırıyor. 200.000’den fazla Kıbrıslı hâlâ “yerinden edilmiş kişi” statüsünde ve Türk askerleri adada yoğun bir güce sahip. Ankara’da ordu kademesindekiler hariç çok az kişi, adadaki asker sayısının Türkiye’nin söylediği gibi 21.000 mi yoksa Kıbrıslı Rumların iddia ettiği gibi 43.000 mi olduğunu biliyor. Bu tartışma, güvensizliğin ve bilgi eksikliğinin pek çok örneğinden sadece biri. Kıbrıslı Türkler, AB’den kopmuş durumdalar ve AB vatandaşları olmalarına rağmen doğrudan ticaret veya seyahat olanaklarına sahip değiller. Kıbrıslı Rumlar, AB-Türkiye ilişkilerinin sekteye uğramasına katkıda bulunmak için 2004’ten bu yana üyeliklerini kullanıyorlar ve sonuçta Türkiye’nin üyelik müzakerelerindeki başlıkların yarısı tıkanmış durumda.

Kriz Grubu, 2006’dan bu yana yayınladığı dört raporunda 1.1 milyon Kıbrıslının ve diğer tarafların çıkarlarının kapsamlı bir siyasi çözümle nasıl en iyi biçimde yerine getirilebileceğini ayrıntılarıyla yazdı. Bu, ideal olmakla birlikte önümüzdeki aylarda gerçekçi olmadığından taraflar, aşağıda sıralanan ve her biri güven arttıracak, genel bir anlaşma yolunda daha uygun bir ortam sağlayacak tek taraflı adımlarla ilerlemeliler:

  • Türkiye, 2005’te imzaladığı Gümrük Birliği Ek Protokolünü uygulama yükümlülüğünü yerine getirerek limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs Rum deniz ve hava trafiğine açmalı ve ayrıca Kıbrıs Rum uçaklarının hava sahasından transit geçişine izin vermeli.
     
  • Kıbrıslı Rumlar, Gazimagosa limanından (Kıbrıslı Türkler de dahil) Kıbrıslıların Kıbrıs Türk yönetimi ve AB gözetimi altında AB ile ticaret yapmalarına izin vermeli; Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinin başlıklarını bloke etme tutumlarına son vermeli; ve Türkiye ile Ek Protokol’ün uygulanmasından sonra ticarete başlamaları durumunda Kıbrıslı Türklerin de faydalanabilmesi için Yeşil Hattı Türk mallarının geçişine açmalılar.
     
  • Türkiye ve Kıbrıslı Türkler, Türk ordusunun kontrolündeki hayalet sahil kenti Maraş’taki gayrimenkulleri, yeniden yapılandırmayı denetleyecek geçici BM rejimi altında, Kıbrıslı Rum sahiplerine iade etmeliler.
     
  • Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs Türk tarafındaki Ercan Havaalanından AB gözetimi altında charter uçuşlarına izin vermeliler.
     
  • Türkiye, Yunanistan, Birleşik Krallık ve iki Kıbrıs toplumu, adadaki asker sayısını saptayabilmek için bir mekanizma geliştirmeli. Benzer biçimde Kıbrıs Türk liderliği, Kıbrıslı Rumlarla ortak olarak Kıbrıs çapında bir nüfus sayımı yaparak adanın nüfusunu ve yaşayan kişilerin hukuki statülerini belirlemeli.
     
  • Kıbrıslı Rumlar, siyasi çözümü beklerken Kıbrıs Türk idari birimleri ile fiili işbirliğini başlatmalı. Türk yetkililer, Kıbrıs Rum muadilleriyle bir araya gelmeli ve Kıbrıslı Türkler destekleyici rol oynamalı.
     
  • AB Dönem Başkanlığı’nın da desteğiyle Avrupa Komisyonu, ara adımlar sayesinde uzlaşmayı sağlamak amacıyla Lefkoşa ile Ankara arasında dürüst arabulucu rolünü sürdürmeli. BM görüşmelerinin sürdüğü ve hiçbir tarafın apaçık engelleyici bir tavır sergilemediği bir dönemde AB üye ülkelerinin liderleri, taraflı açıklamalar yapmaktan kaçınmalı.

Bu adımlar, herkesin çıkarına hizmet etmektedir ve müzakereler yoluyla varılacak anlaşmaya saklı veya bağımlı tutulmadan ve karşılık beklenmeden, yetkisi olan tarafça tek taraflı olarak atılmalı. Bazıları bilindik adımlar olsa da, bir tarafın adımını karşıdakinin iki adımına göre şekillendirdiği müzakere paketlerine dahil edildikleri için daha önce başarısızlığa uğradılar. Kıbrıs bağlamında paket çözümlerin çok az şansı bulunuyor. En son olarak 2010’un son çeyreğinde de görüldüğü üzere Avrupa Komisyonu ve Belçika’nın yürüttüğü AB Dönem Başkanlığı, Kıbrıs Cumhuriyeti ile Türkiye arasında deniz ve havaalanlarının kademeli açılışına ilişkin uzlaşmada kolaylaştırıcı rol oynamaya çalıştı. Bu çaba Macaristan dönem başkanlığı altında da sürdürülmeli. Ne var ki Türklerin ve Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslıların kolayca geçebilmeleri için bazı sınır kapılarını 2003’te açmaya karar vermeleri ve Kıbrıslı Rumların kuzeyde yaşayan Kıbrıslı Türklere 2004’te ücretsiz sağlık hizmetleri ve AB pasaportları da dahil olmak üzere bireysel olarak bazı vatandaşlık hakları vermeye karar vermeleri örneklerinde olduğu gibi, geçmişte işe yarayanlar tek taraflı jestler oldu.

Önerilen adımlar, iki toplumun da bilinen ihtiyaçlarına yönelik olacaktır ve herhangi bir tarafın hedeflerini çökertmekten çok uzak olarak, müzakerelerin başarıyla yürütülmesinin önünü açacaktır. Görüşmelerin nihai sonucunu veya çözülmesi zor statü konusunu olumsuz yönde etkilemeyecek, bunun yerine yaklaşık otuz beş yıldır süren çıkmazın temel sebebi olan güven eksikliğinin giderilebilmesine katkı sağlayacaktır. Türkiye’nin limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs Rum trafiğine açma yükümlülüğü, AB’nin Kıbrıslı Türklere verdiği doğrudan ticaret sözü ve Türkiye’nin çözümden önce Maraş’taki gayrimenkulleri iade etme yönünde geçmişte verdiği sözde olduğu gibi bazı durumlarda taahhütlerin yerine getirilmesini sağlayacaktır.

Statüko devam ederse Kıbrıslı Rumlar, AB destekli BM barış planını 2004’te reddetmelerinin bölünmüşlüğü daha da derinleştirdiğinin; Kıbrıslı Türkler, Nisan 2010 seçimlerinde katı milliyetçi bir cumhurbaşkanını iş başına getirmelerinin topraklarını Türkiye’nin arka bahçesine dönüştürdüğünün; Ankara, Kıbrıslı Rumlarla uzlaşamamasının AB’ye katılımını donduracağının, reform gündemine, refahına ve bölgesel cazibesine zarar vereceğinin; Yunanistan ise yüksek savunma harcamalarına ve Ege Denizi’ndeki sınırlar dolayısıyla Türkiye ile bitmek bilmeyen gerilimlere mahkum olduğunun farkına varacaklardır. Son olarak AB, en önemli Müslüman ortağıyla sağlıklı ilişkiler sürdürememesinden dolayı yumuşak gücünün azaldığını ve Kıbrıs’ın, birlik üyesi bir ülkede dahi siyasi ve askeri bölünmeye son vermeyi başaramamanın utandırıcı bir sembolü olmaya devam edeceğini anlayacaktır.

Lefkoşa/İstanbul/Brüksel, 22 Şubat 2011

I. Overview

With the Cyprus reunification negotiations under way since 2008 at an impasse, dramatic steps are needed. As the stalemate continues, the costs for Greek and Turkish Cypriots, Turkey and the European Union (EU) are growing. Neither Greek Cypriots nor Turkish Cypriots can fulfil their potential on an island whose future is divided, uncertain, militarised and facing new economic difficulties. Turkey’s EU candidacy and EU-NATO cooperation, are at risk. Specifically, in order to unblock the situations on the island and in Brussels, the sides should take confidence-building steps in 2011 – unilaterally if necessary – to build trust and satisfy their counterparts’ main demands without prejudicing the outcome of a comprehensive settlement.

Interim measures are necessary now, because the UN-facilitated talks look set for another non-productive year. No one wants to incur the stigma of breaking off the talks, so they are likely to stumble on, but a 26 January meeting between Secretary-General Ban Ki-moon and the leaders of the two communities failed to signal any new convergence. Ban was asked by the Security Council to submit an update on the process by the end of February, following an already critical November 2010 appraisal. Progress on a comprehensive deal is likely to be held up by Greek Cypriot parliamentary elections in May and Turkish general elections in June. Cyprus talks, ongoing for decades, typically recess during the summer.

Time is making it ever harder to reunify the island, divided politically since Greek Cypriots seized control of the Republic of Cyprus in 1963 and militarily since a Turkish invasion in 1974 created a Turkish Cypriot zone on its northern third. After nearly four decades, the sides remain far apart even on the meaning of the talks’ agreed goal, a bi-zonal, bi-communal federation. While there has long been peace, and relative freedom to interact since 2003, trade and visits between the two communities across the Green Line are decreasing.

Lack of a settlement damages everyone’s interests and keeps frustrations high. More than 200,000 Cypriots are still internally displaced persons (IDPs), and Turkish troops remain in overwhelming force. Few outside the military command in Ankara know if there are 21,000 soldiers, as Turkey says, or 43,000, as Greek Cypriots claim – a dispute that is one indication among many of the distrust and lack of information. The Turkish Cypriots are cut off from the EU, without the means to trade or travel there directly, though they are EU citizens. The Greek Cypriots have used their membership since 2004 to help bring the EU-Turkey relationship to a standstill, blocking half of the chapters in Turkey’s accession negotiations.

Crisis Group has detailed in four reports since 2006 how the interests of the 1.1 million Cypriots and outside parties would be best met with a comprehensive political settlement. This remains the ideal, but as it is unrealistic in the coming months, the sides should move ahead with unilateral steps such as the following, each of which could build confidence and help establish an environment more conducive to an overall agreement:

  • Turkey should open its ports and airports to Greek Cypriot sea and air traffic, meeting its signed 2005 obligation to implement the Additional Protocol to its EU Customs Union, and also permit Greek Cypriot aircraft to transit its airspace.
     
  • Greek Cypriots should allow the port of Famagusta to handle Cypriot (including Turkish Cypriot) trade with the EU, under Turkish Cypriot management and EU supervision; end their practice of blocking Turkey’s EU negotiating chapters; and, in the event of trade beginning with Turkey after it implements the Additional Protocol, open up the Green Line to the passage of Turkish goods so that Turkish Cypriots can also benefit.
     
  • Turkey and the Turkish Cypriots should hand back property in the Turkish-military controlled ghost resort of Varosha to its Greek Cypriot owners, subject to a UN interim regime that oversees reconstruction.
     
  • Greek Cypriots should allow charter flights to Ercan Airport in the Turkish Cypriot zone, monitored by the EU.
     
  • Turkey, Greece, the UK and the two Cypriot communities should put in place a mechanism to verify troop numbers on the island. Similarly, the Turkish Cypriot leadership should organise with Greek Cypriots a census to determine the exact population of the island and the legal status of its inhabitants.
     
  • Greek Cypriots should cooperate with Turkish Cypriot administrative entities, pending a political settlement. Turkish officials should meet with Greek Cypriot officials, and Turkish Cypriots should be supportive.
     
  • The European Commission, supported by the EU Presidency, should continue to serve as an honest broker to secure agreement on interim steps. Leaders of EU member states should avoid partisan statements at a time when UN talks continue and no one party is being clearly obstructive.

These steps are in the interest of all and should be taken unilaterally by the party with the power to do so, not reserved for or made dependent upon negotiated agreements and reciprocity. Some are familiar but have failed because they were bundled into top-heavy negotiated packages, with each side conditioning its one step on two by its counterpart. Package deals in the Cyprus context have little chance. As recently as the last quarter of 2010, the European Commission and the Belgian EU Presidency tried to facilitate agreement between the Republic of Cyprus and Turkey on a phased opening of sea and airports. This effort should continue under the Hungarian Presidency. It is unilateral gestures that have worked in the past, like the Turkish and Turkish Cypriot decision in 2003 to open part of the front lines so Cypriots could cross freely, and the Greek Cypriot decisions since 2004 to offer individual Turkish Cypriots living in the north some citizenship rights, including free health care in 2003 and EU passports since 2004.

The steps proposed would address known needs of the two communities and, far from undermining any party’s goals, clear the way for successful negotiations. They would not prejudice the ultimate outcome of talks, or the vexed issue of status, but would help build trust whose absence is a principal reason for three and a half decades of stalemate. In some cases they would fulfil pledges, like Turkey’s obligation to open sea and airports to Greek Cypriot traffic, the EU’s promise of direct trade for Turkish Cypriots and Turkey’s past agreement to return Varosha properties before a settlement.

If the status quo continues, Greek Cypriots will find that their rejection of the EU-backed UN peace plan in 2004 has led to deepening partition; Turkish Cypriots that their choice of a hardline nationalist as president in April 2010 makes their territory little more than a backwater of Turkey; Ankara that its failure to come to terms with the Greek Cypriots will freeze its EU accession, hurting its reform agenda, prosperity and regional attractiveness; and Greece that it is condemned to high defence budgets and indefinite tensions with Turkey over Aegean Sea demarcation. Finally, the EU will find its soft power diminished by lack of a healthy relationship with its most significant Muslim partner and that Cyprus will remain an awkward symbol of inability to solve the political and military division even of a member state.

Nicosia/Istanbul/Brussels, 22 February 2011

Subscribe to Crisis Group’s Email Updates

Receive the best source of conflict analysis right in your inbox.