Fresh Thinking Needed on Cyprus
Fresh Thinking Needed on Cyprus
Report 210 / Europe & Central Asia

Kıbrıs: Mülkiyet Çıkmazını Aşmak

  • Share
  • Save
  • Print
  • Download PDF Full Report

YÖNETİCİ ÖZETİ

Kapsamlı bir çözüm olmaksızın Doğu Akdeniz’de istikrarı olumsuz etkilemeye devam eden Kıbrıs sorununda, açılması en zor düğümlerden biri mülkiyet sorunudur. Kıbrıslı Rumlar ve Türkler, bölünmüş adanın her iki tarafında on binlerce binaya ve toprak parçasına sahipler. Birbiriyle çatışan iddiaları uzlaştıracak, mülkiyet konusunda ikna edici bir plan, yeniden birleşme çabalarına büyük destek verecek ve her ne kadar 2011’in seçim takvimi mevcut müzakereler için fiili bir zaman sınırı teşkil etse de, Kıbrıslıların uzlaşmaya varma iradeleri konusunda dış ortaklarını ikna edebilecektir. Kıbrıslı politikacılar ve Türkiye uzlaşmayı başaramadıkça mülkiyet sorunu, bireysel girişimler ve mahkemeler nedeniyle gittikçe bütünlüğünü kaybederek parçalanıyor, ki bu süreç herkes için kapsamlı bir çözüme göre daha maliyetli, yavaş ve verimsiz bir hal alıyor. Kapsamlı bir çözüme ulaşılamaması durumunda ağır mahkeme cezaları, idari cezalar ve Kıbrıslı bireylerin faaliyetleri, mülkiyet sorununun artık ihmal edilemeyeceği veya görmezden gelinemeyeceği anlamına geliyor. Yeni fikirlere acilen ihtiyaç bulunuyor.

Bir bölümü 47 yıl öncesine kadar uzanan, büyük çaplı yerinden edilmelere yol açan olayların üzerinden geçen zaman, pek çok mülkün yerel yönetimler tarafından yeni kullanıcılara tahsis edilmesi, satılması, tahrip edilmesi veya önemli ölçüde inkişaf ettirilmesi anlamına geldi. Otuz yıl boyunca kapalı sınırların arkasında yaşamış ve 2003’te geçiş noktalarının açılmasından sonra ancak yüzeysel ölçüde etkileşime girmiş iki toplum, birbirlerinden oldukça uzaklaştılar ve kendi bögelerinde yeni sosyo-ekonomik yapılar oluşturdular. Mülkiyet konusunda birbirine karşıt yaklaşımlar benimsediler. Kıbrıslı Rumlar iadeye, Kıbrıslı Türkler ise mevcut yerleșim düzeninin korunmasına vurgu yapmaktalar ve iki tarafın yerel yasaları da bu farklılığı yansıtır durumda. Ayrıca iki toplumun adanın iki kesiminde sahip olduğu mülkün miktarı ve değeri konusunda da anlaşmazlıklar mevcut. 

Müzakereler yoluyla çözüm girişimleri, adada yerlerinden edilmiş, çoğunluğunu Kıbrıslı Rumların oluşturduğu ve nüfusun en azından beşte birine tekabül eden 210.000 kişinin ve bunların mirasçılarının bireysel ve kollektif insan haklarını yakından ilgilendiren mülkiyet konusunu da ele almaya çalıştı. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 2002-2004’teki çabaları, bunun en kapsamlısı oldu. Ancak bunlar da genel görüşmelerle birlikte başarısız oldu ve cevapladığı sorulardan daha fazla yeni soru yarattı. Kıbrıs’ın iki kesimli, iki toplumlu bir federasyon olması gerektiğine dair genel bir fikir birliği bulunsa da iki toplum, iki kesimliliğin geri dönme hakkını nasıl etkileyeceğine dair birbirine taban tabana zıt görüşler besliyor. Kıbrıslı Rumlar, yerlerinden edilmiş kimselerin geri dönme hakkına ve uluslararası hukukta öngörüldüğü üzere mülkiyet hakkından yararlanmalarına vurgu yapıyorlar. Kıbrıslı Türklerse kendi kesimlerinde çoğunluk olarak kalmaları gerektiğini ve bunun da ne sayıda Kıbrıslı Rumun mülkünü geri alabileceğini etkileyeceğini vurguluyorlar. Aslında Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin sadece dörtte birinden azı, diğer kurucu devletin sınırları içinde kalması durumunda kesinlikle veya muhtemelen eski evlerine döneceklerini söylüyor.

Siyasi bir çözüme ulaşılamadıkça daha fazla sayıda Kıbrıslı maliyetli ve yavaş hukuki yollara başvuruyor. Uluslararası mahkemeler, Türkiye’nin Kıbrıslı Rumların kuzeydeki mallarına erişimlerini engellemekle sorumlu olduğuna hükmetti ve kayda değer miktarda para cezaları verdi. Ne var ki mahkemeler, uzun süreli kullanıcıların da hakları olduğunu ve bireysel mal sahiplerinin gönüllü olarak mallarını takas edebileceklerini kabul ediyor. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıslıları, Kıbrıslı Türklerin kurduğu ve yerlerinden edilmiş yüzlerce Kıbrıslı Rumun başvurduğu mal komisyonunda olduğu gibi içteki çözümlere yönelmeye teşvik ediyor.

Eylül 2008’den bu yana devam eden yeniden birleşme görüşmelerinde iki lider, mülkiyet anlaşmazlığını iade, takas ve tazminat gibi yöntemleri kullanarak çözmek konusunda prensipte anlaştı. Varılacak uzlaşma, yerlerinden edilmiş Kıbrıslı Rumların hakları ile yerlerinden edilmiş Kıbrıslı Türklerin hakları arasında bir denge bulmalı ve aynı zamanda karşılıklı olarak uzlaşılmış sayıda Türk yerleşimcinin barınma ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalı. Kıbrıs’a yaptıkları bu göç, Dördüncü Cenevre Konvansiyonu’nun ruhuna aykırı nitelikte; ancak artık bu göç edenlerin çocukları adada doğmuş ve yaşamının tamamını adada geçirmiş olabilir.

Son otuz yılın başarısızlıkları, iki tarafın da kendi ideal çözümünü elde etmesinin mümkün olmadığını ve esnekliğin gerektiğini gösteriyor. Kıbrıslı Türkler, kurucu devletlerinde çoğunluk olmayı arzu etseler de adanın günümüzdeki şekliyle bölündüğü 1974 yılında kendi bölgelerindeki malların üçte ikisi ile dörtte üçü arasındaki bir miktarının Kıbrıslı Rumlara ait olduğunu kabul etmeliler. Kıbrıslı Rumların söyleminde iade hakkının çok önemli bir yere sahip olduğunu anlamalılar. Türk ve Kıbrıslı Türk liderler, bölünmüşlüğün hiçbir hukuki temeli olmadığını halklarına hatırlatmalılar.

Özellikle Ankara’daki siyasetçiler, Türkiye’nin sorunun çözümünü ve malların iadesini desteklemeye devam ettiğine Kıbrıslı Rumları ikna etmek için çabalarına yeniden hız vermeli ve bunları devam ettirmeli. Bilhassa Ankara için işgalin süresinin belirsizliği, gerek mahkeme kararları gerekse Avrupa Birliği’ne katılım çabaları açısından daha yüksek maliyetler getirecektir. Diğer taraftan Kıbrıslı Rumlar, mülklerin ilk sahiplerinin ve onların mirasçılarının haklarının diğer tüm faktörleri hükümsüz kıldığı inançlarına karşı çıkan uluslararası mahkeme kararlarını dikkate almalılar. Uzlaşmaya dayalı bir çözüm kapsamında, yeni bir iki kesimli, iki toplumlu federasyonda tüm Kıbrıslı Rumların eski mülklerine derhal dönemeyeceklerinin kabul edilmesi gerekecektir.

Lefkoşa/ İstanbul/Brüksel, 9 Aralık 2010

Fresh Thinking Needed on Cyprus

A new round of talks has begun in Cyprus and the key parties seem eager to reach a settlement. However, the official goal — a bizonal, bicommunal federation — has stymied negotiators for decades. It is possible that the time has come to consider a mutually agreed separation, within the European Union, of the Greek and Turkish parts of the island.

The closest the two sides have come to an agreement on federal reunification was a decade ago under the Annan Plan, named after United Nations Secretary General Kofi Annan. It built on decades of work and won the support of the UN, EU, United States, Turkey, and even Greece. Indeed, any federal deal will have to look pretty much like the one hammered out in those years of intense negotiations.

Yet the reality of public sentiment bit back. 76 percent of Greek Cypriots said no to this plan at referendum. As Annan wrote to the Security Council afterwards, “what was rejected was the [federal] solution itself rather than a mere blueprint.”

Today the two sides — whose infrastructure and administrative systems are almost completely separate — are, if anything, further apart. The numbers of people crossing the border have fallen, while polls show weakening support for a federal outcome. In 2004, the Turkish Cypriot side supported the Annan Plan with 65 percent of the vote. But in 2010, they firmly voted back to power a leader whose whole career has been dedicated to a two-state settlement. 

Miracles may happen — and there are many on the island who remain desperate for a settlement — but my judgment is that any federal deal will have an even tougher time succeeding now.

Fresh thinking is needed.The two sides should broaden the agenda alongside the well-worn process of UN-hosted talks between Greek Cypriot and Turkish Cypriot negotiators.

One idea that should be fully explored is what the terms might be if Greek Cypriots — the majority of the island’s population — were to offer Turkish Cypriots citizens full independence and fully support them to become members of the European Union. 

Such a deal would have to be agreed to by Greek Cypriots, voluntarily and through a referendum. This will be hard. Greek Cypriot public opinion still, in theory, absolutely rejects any partition. But even senior Greek Cypriot officials agree in private — especially around the dinner tables of business leaders seeking a way out of Cyprus’s crushing banking crisis of 2013 — that there is an increasingly urgent need for a new way forward for the economy and for society.

There is also a growing drumbeat of expert opinion urging Greek Cypriots to consider outcomes beyond the traditional federal goal, which has become so discredited that few on Cyprus are paying much attention to the new talks. International Crisis Group has just published Divided Cyprus: Coming to Terms on an Imperfect Reality, while the U .S. Congressional Research Service concluded last year that “a ‘two-state’ solution seems to have become a more prominent part of the Turkish Cypriot/Turkey rhetoric and unless a dramatic breakthrough occurs early in the negotiations… that reality may gain more momentum.”

Polls show that key parts of what Greek Cypriots and Turkish Cypriots really want can look surprisingly similar. The Greek Cypriots have long wanted a solution securely embedded in European values and structures. That is what Turkish Cypriots say they want too: to become part of the European Union, not part of Turkey, even if they do wish that, in extremis, Turkey would protect their small community. The European part is crucial.

This can only happen with voluntary Greek Cypriot agreement, something that will have to be persuasively won by Turkey and the Turkish Cypriots. They will need to offer convincing terms: withdraw all or almost all of Turkey’s 30,000 troops on the island; end the demand to continue the 1960s “guarantorship” so hated by Greek Cypriots; guarantee compensation of Greek Cypriots for the two-thirds of private property in the north that is owned by them; return the ghost resort of Varosha to its original owners; and pull back to hold 29 percent or less of the island. 

After what will necessarily be a multi-year transition, this will also produce the European solution that Greek Cypriots so often say they want. The two sides will share the same basic legal norms and regulations, the same currency, and the same visa regime. Secure and confident in their new sovereign rights, the Turkish Cypriot side will likely waive the un-European demand for “derogations,” or limits on property purchases by Greek Cypriots in the new entity. 

Nobody is completely right on Cyprus: all parties share responsibility for the frozen conflict on the island. At the end of the day, an independent Turkish Cypriot state within the EU is not rewarding one side or another. Europe will doubtless flinch at accepting a small new Turkish, Muslim state in its midst. 

But Europe helped create this situation, since Brussels breaking its own rules contributed to the clumsy 2004 accession of the disunited island to the EU. 

Moreover, at least 100,000 of the 170,000 Turkish Cypriots are already EU citizens through their Republic of Cyprus passports.

Europe will also be among those who gain from resolving a dispute that has for four decades burdened so many local and regional processes, not least the long-hamstrung relationship between the EU and NATO, and the new question of how the countries of the East Mediterranean can most quickly, profitably and safely exploit new offshore natural gas reserves. This is not partition: it is reunifying Cyprus within the EU.

Subscribe to Crisis Group’s Email Updates

Receive the best source of conflict analysis right in your inbox.