Türkiye ve Yunanistan: Ege’deki Anlaşmazlığı Çözmenin Zamanı
Türkiye ve Yunanistan: Ege’deki Anlaşmazlığı Çözmenin Zamanı
Table of Contents
  1. Overview
Turkey and Russia’s Complicated Relationship
Turkey and Russia’s Complicated Relationship

Türkiye ve Yunanistan: Ege’deki Anlaşmazlığı Çözmenin Zamanı

  • Share
  • Save
  • Print
  • Download PDF Full Report

GENEL BAKIŞ

Ege Denizi’ndeki gerilimlerin Yunanistan ve Türkiye arasında üç kez savaşa dönüşmesi tehlikesinin atlatılmasından bu yana, bu iki NATO müttefiki normalleşme konusunda büyük yol kat etti. Ticaret, yatırımlar, karşılıklı işbirliği ve turizm, büyük artış gösterdi ve 1970’lerin başında Ege anlaşmazlığını tetikleyen Kıbrıs gibi meseleleri geri plana itti. Sıkça yapılan ikili görüşmeler ve Türkiye’nin Yunan adaları üzerindeki askeri uçuşları 2011’de resmen duyurmaksızın askıya alması, bu anlaşmazlığı çözmenin zamanının geldiğinin işaretidir. Türkiye’de Haziranda seçilen güçlü, yeni hükümet, kendisini sorumlu bir bölgesel güç olarak daha fazla ortaya koymayı, bölgesindeki sorunları çözmeyi ve Avrupa Birliği (AB) yolundaki engelleri kaldırmayı hedefliyor. Atina, ekonomik krizinin ortasında her türlü ekonomik desteğe ve artan güvenliğe ihtiyaç duyar iken, bu gereksiz ve halen tehlike potansiyeli barındıran ihtilaf çözüme kavuşturulmalıdır. Bunun için iyi bir strateji, karşılıklı anlaşmaya ulaşılacak biçimde ve gerekirse uluslararası yargı organlarına da başvurarak iki tarafta da kamuoyunu hazırlayacak eş zamanlı adımların atılması olacaktır. 

Son yıllarda yaşanan sükunet Ege anlaşmazlığını uluslararası toplumun ilgi alanından uzaklaştırmış olsa da ani bir alevlenme riski hâlâ mevcut. Yunanlılar, Türkiye’ye kendi ülkelerinden daha yakın olan yüzlerce adanın güvenliği için endişe duyuyorlar. Türkler ise Yunanistan’ın karasularını tek taraflı olarak arttırması ve yeni deniz hakimiyet alanları ilan etmesi durumunda, Ege Denizi’nden ve açık denizlerden tamamen kopma riskinden ötürü korku duyuyorlar. Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için yapılan müzakereler ve Türkiye’nin AB’ye katılım süreci, çıkmaza sürükleniyor. Ancak Ankara ve Atina, Ege anlaşmazlıklarını çözümlemek üzere nihai adımları atarlarsa bu, Türkiye’nin iyi niyeti konusunda Kıbrıslı Rumları ikna etmeye yardımcı olabilir ve Türkiye’nin AB üyeliği müzakerelerindeki güvenilirliğini perçinleyebilir. 

Ege konusundaki anlaşmazlıkların büyük bölümü, Atina’nın Kıbrıs’ı Yunanistan ile birleştirmek amacıyla Lefkoşa’da 1974’te gerçekleştirilen darbeyi desteklemesinin ve Türkiye’nin bu Akdeniz adasının kuzeyini işgaliyle sonuçlanan istilasının ardından patlak verdi. Anlaşmazlık, karasuları ve kıta sahanlığı gibi deniz hakimiyet alanlarının ötesine geçmiş durumda ve havasahası, adalar üzerindeki uçuşlar, Ege adalarının silahlandırılması ve uçuş bilgi bölgeleri konularını da kapsamakta. Ege Denizi’nin coğrafi yapısı karmaşık ve sıkışık; çoğu Yunanistan’a ait olmak üzere 2.400 adanın yanı sıra Türkiye’nin ekonomi ve güvenlik açısından can damarı olan açık denizlerdeki taşımacılık hatlarını barındırıyor.

Yunanistan, pek çok ülke tarafından onaylanan 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (BMDHS) ayrıntılandırdığı deniz hukuku ilkelerinin kendisine halihazırda altı deniz mili olan karasularını on iki mile çıkarmak için vazgeçilmez bir hak verdiğini ileri sürüyor. Yunanistan, kıta sahanlığının belirlenmesini temel sorun olarak belirtiyor ve bu sorunun ikili müzakerelerle değil, BM Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından çözümlenmesi gerektiğine inanıyor. Yıllar boyunca Türkiye, Ege meselelerinde UAD’ye gitme konusunda isteksizdi ve ikili görüşmelerde ısrar ediyordu, ancak 1997’den beri karşılıklı mutabakata dayanarak yargıya gitmeye karşı çıkmıyor. Türkiye, Yunanistan’ın karasularını genişletmesiyle açık denizlerdeki taşımacılık hatlarına ve Ege’deki kıta sahanlığına erişiminin kesileceğinden korkuyor. Türkiye parlamentosu, Yunanistan’ın karasularını tek taraflı olarak genişletmesi durumunda savaş tehdidinde bulundu ve Ankara, son zamanlara dek meskun Yunan adaları üzerinde askeri uçuşlar yapmak da dahil olmak üzere bazı sembolik güç gösterilerini sürdürdü. Ege üzerinden geçerek Akdeniz’e ve diğer denizlere açılmak isteyen Karadeniz ülkeleri de dahil olmak üzere herkes, açık denizlere güvenli ve engelsiz ulaşım ve geçiş sağlamak istiyorlar.

Şimdilerde iki taraf da daha yapıcı bir tavır sergiliyor. İki ülkenin dışişleri bakanları, kıta sahanlığı sorununu –ve muhtemelen diğer çözümsüz meseleleri– UAD’ye götürmek amacıyla 2002’den bu yana “istikşafi görüşmeler” için elliden fazla kez bir araya geldi. Özel toplantılarda iki taraf da gerçek güvenlik kaygılarından ziyade iki tarafın kendi iç siyasetleri ve psikolojilerine dayanan bu anlaşmazlığı çözüme kavuşturmak için koşulların yeterince değişmiş olduğunda hemfikir. Ancak maksimalist tutumlardan sıyrılmak ve kamuoyunu uzlaşmaya alıştırmak için siyasi iradenin olmaması, müzakereleri uzun süre başlangıç aşamasında alıkoydu.

Bu, ileriyi göremeyen bir yaklaşım. Gerek Yunanistan gerekse Türkiye bu uzun ve maliyeti yüksek anlaşmazlığı çözmekten yarar sağlayacak. Askeri yarışa son vermenin ekonomik avantajları, bilhassa Yunanistan için belirgin olacaktır. Türkiye de ekonomik açıdan kazanç sağlayacak, daha da önemlisi çözüm, AB ile olan ilişkisini canlandıracak ve komşularla “sıfır sorun” dış politikasının inandırıcılığını arttıracaktır. Buna ulaşmayı sağlayacak süreç, şu ortak adımlardan oluşabilir:

  • Birinci aşama: Türkiye, meskun Yunan adaları üzerindeki askeri uçuşlara resmen son vermeli. Türkiye ile kapsamlı bir Ege uzlaşmasına varılması ve onaylanmasının ardından Yunanistan, önceki bir dizi anlaşmada verdiği taahhütler uyarınca Ege adalarını silahsızlandırma güvencesini vermeli. Aynı süre zarfında Türkiye, 4. Ordu Komutanlığı’nı feshetme veya Ege’den uzak bir yere konuşlandırma güvencesini vermeli.
     
  • İkinci aşama: iki ülke de BMDHS’nin eşitlik ve özel koşullara dair genel ilkeleri uyarınca Ege Denizi’nde özel düzenlemeleri müzakere etmek üzere hazır olduklarını duyurmalı. Yunanistan, Ege’deki deniz hakimiyet alanlarını belirlerken kıyı komşusu Türkiye’nin sahip olduğunu bazı hakları göz önünde bulundurması gerektiğini kamuoyu önünde kabul etmeli ve bu tür konuların ortak denizde kıyılara sahip diğer ülkeler tarafından hakemlik veya yargı yoluyla çözümlendiğini hatırlatmalı. Türkiye, BMDHS’yi onaylayacağını açıkça taahhüt etmeli ve Yunanistan’ın uluslararası hukuk uyarınca prensipte karasularını on iki deniz miline çıkarma hakkına sahip olduğunu kabul etmeli. Müzakerelerin önemli Türk limanlarına ve boğazlardan Karadeniz’e uzanan ve uluslararası taşımacılık için kullanılabilen açık deniz koridorlarının korunmasını da içereceğini birlikte ilan etmeliler.
     
  • Üçüncü aşama: Yunanistan ve Türkiye, karasularını belirlemek üzere on iki mil prensibi üzerinden müzakere etmeli. Bu sınırların kesiştiği yerlerde orta çizgiler üzerinde ve Ege üzerinden uluslararası taşımacılık için makul açık deniz koridorlarını sağlayabilmek için gereken noktalarda Yunanistan’ın karasularını azaltma konusunda anlaşmalı. İki taraf da karasuları sınırlarının nereden çizilmesi gerektiği konusundaki her türlü anlaşmazlıkta, ikinci ve üçüncü aşamalarda sıralanan ilkeler uyarınca UAD’nin yargı yetkisinin olduğunu önceden kabul etmeli.
     
  • Dördüncü aşama: Türkiye ve Yunanistan, başta kıta sahanlığı sorunu olmak üzere, diğer tüm anlaşmazlıklar üzerinde görüşmeli ve ardından hâlâ süren anlaşmazlıkları UAD’ye götürmeliler.

 

İstanbul/Atina/Brüksel, 19 Temmuz 2011

 

Normalisation between Greece and Turkey has come far since tensions in the Aegean Sea threatened war three times between the NATO allies. Trade, investments and mutual cooperation and tourism have taken off, sidelining issues like the Cyprus problem, which first stirred up the Aegean dispute in the early 1970s. Frequent bilateral talks and Turkey’s unofficial 2011 suspension of military over-flights of Greek islands suggest that the time may be ripe for a solution to that dispute. Turkey’s strong new government elected in June is interested in further asserting itself as a responsible regional power, solving problems in its neighbourhood and clearing obstacles to its European Union (EU) accession. With Athens in the midst of a financial crisis and needing any economic lift and increased security it can find, this unnecessary and still potentially dangerous conflict should be resolved. A good strategy would be a synchronised set of steps to prepare public opinion on both sides, leading to a bilateral agreement and including, if needed, eventual recourse to international adjudication.

Even if the relative calm of the last years has pushed the Aegean dispute off the international community’s radar, risks of a flare-up remain. Greeks worry about the safety of hundreds of islands much closer to Turkey than to their mainland. Turks fear being cut off from most of the Aegean and farther seas should Greece unilaterally extend the breadth of its territorial sea and establish new maritime jurisdiction zones. The Cyprus reunification negotiations and Turkey’s EU accession process are reaching stalemate. But if Ankara and Athens settle their Aegean dispute, that step could help both to persuade Greek Cypriots of Turkey’s goodwill and to polish Turkey’s EU credentials.

Much of the disagreement over the Aegean flared up after Athens engineered a 1974 coup in Nicosia intended to unite Cyprus with Greece, and Turkey invaded, resulting in its occupation of the north of the island. The dispute has now grown beyond maritime zones (territorial seas and continental shelf) to cover airspace, over-flights, militarisation of Aegean islands and flight information regions. The Aegean Sea’s geography is complex, with more than 2,400 islands, mostly Greek, but also high seas shipping routes that are Turkey’s economic and security lifeline.

Greece argues that international law, as detailed in the widely-ratified 1982 United Nations Convention on the Law of the Sea (UNCLOS), gives it an inalienable right to extend its territorial seas to twelve nautical miles from the present six. It describes the delimitation of the continental shelf as the main problem and says it must be settled by the International Court of Justice (ICJ), not bilateral negotiations. For years, Turkey was reluctant to go to the ICJ on Aegean issues and insisted on bilateral talks, although since 1997 it does not rule out judicial means based on mutual consent. Turkey fears that a Greek territorial seas extension could cut off its access to high seas shipping routes and to the Aegean continental shelf. Its parliament has threatened war if Greece unilaterally extends its territorial seas, and Ankara makes symbolic displays of strength that until recently included military flights over inhabited Greek islands. All, including Black Sea states that navigate through the Aegean for access to the Mediterranean and beyond, want to ensure safe, open access and passage.

Today, both sides take a more constructive approach. Their foreign ministries have met more than 50 times for “exploratory talks” since 2002, with a view to taking the continental shelf dispute and possibly other unresolved matters to the ICJ. In private, they agree that circumstances have changed enough to settle the dispute, which is far more about domestic politics and psychology than real security concerns. But lack of political will to let go of maximalist positions and confront popular opinion with compromises has kept negotiations in the starting blocks.

This is short-sighted. Greece and Turkey would both benefit from solving the long and costly dispute. The economic advantages of ending mock military sparring are especially clear for Greece. But Turkey would also benefit economically, and, as importantly, a settlement could reinvigorate its EU relationship and increase the credibility of its “zero problems” foreign policy with neighbours. A process to achieve this could include the following joint steps:

  • First stage: Turkey formally ends over-flights of inhabited Greek islands. Greece pledges to demilitarise Aegean islands in accordance with commitments it has made in a series of earlier treaties, once a comprehensive Aegean agreement with Turkey is reached and ratified. Turkey pledges to disband its Fourth Army simultaneously or relocate it away from the Aegean.
     
  • Second stage: both announce readiness to negotiate special Aegean arrangements in line with general UNCLOS principles on equity and special circumstances. Greece publicly recognises Turkey, as a littoral state, has rights that must be taken into account in delimiting Aegean maritime zones and notes such matters have been arbitrated or adjudicated by other states with coastlines on a shared sea. Turkey publicly commits to ratify UNCLOS and recognises Greece’s international law right in principle to extend its territorial seas to twelve nautical miles. The sides jointly declare that negotiations will include maintaining high seas corridors to major Turkish ports and the Turkish straits to the Black Sea that can be used for international navigation.
     
  • Third stage: Greece and Turkey negotiate on delimitation of their territorial seas based in principle on a twelve nautical mile limit. They agree on median lines where these limits overlap and on a reduction of Greek territorial seas where necessary to ensure reasonable high seas corridors for international shipping through the Aegean. They agree in advance that they will authorise the ICJ to adjudicate, pursuant to the principles listed in stages two and three, any dispute about where territorial sea boundaries should be drawn.

Fourth stage: Turkey and Greece address any remaining issues, particularly on the continental shelf, and thereafter refer any remaining differences to the ICJ.

Istanbul/Athens/Brussels, 19 July 2011

Podcast / Global

Turkey and Russia’s Complicated Relationship

This week on War & Peace, Olga Oliker and Hugh Pope talk to expert Eleonora Tafuro, a research fellow at ISPI, to make sense of the complicated relationship between Russia and Turkey that has veered from collaborative to adversarial, often landing somewhere in between.

Russia and Turkey’s complex relationship sometimes baffles outside observers. In many respects, Turkey and Russia are fierce competitors: Moscow and Ankara back opposing camps in Libya, Syria and Nagorno-Karabakh, and Turkey is a member of NATO – the alliance Russia views as both adversary and threat. Nevertheless, this has not prevented collaboration between the two powers, who share profound economic and cultural ties and have made concerted efforts to deepen diplomatic relations, often to the frustration of Turkey's Western allies. 

This week on War & Peace, Olga Oliker and Hugh Pope talk to Eleonora Tafuro Ambrosetti, a research fellow at ISPI, about Russo-Turkish relations. Eleonora helps unpack the two countries’ complex relationship and sketch out the deep economic and cultural ties connecting them, as well as the numerous sources of tension pitting Ankara against Moscow. She discusses Turkey’s juggling act in balancing relations with the EU and the Kremlin, and how Russo-Turkish relations and soft power shape geopolitics in Central Asia, the Caucasus and Africa. Mainly recorded prior to the massive invasion of Ukraine by Russia in late February, this episode also includes a brief addendum to reflect those events.

Click here to listen on Apple Podcasts or Spotify

N.B. Please note that this episode was recorded in late January 2022.

For more on Turkish foreign policy, check out our Turkey regional page. For analysis on the Ukraine crisis and its global implications, make sure to explore our Ukraine page and read our latest Q&A: “The Ukraine War: A Global Crisis”.

Subscribe to Crisis Group’s Email Updates

Receive the best source of conflict analysis right in your inbox.