Türkiye’ye kaçan Suriyeli sivillere yardım etmek için
Türkiye’ye kaçan Suriyeli sivillere yardım etmek için
Table of Contents
  1. Executive Summary
Syrian Spillover Risks for Turkey
Syrian Spillover Risks for Turkey

Türkiye’ye kaçan Suriyeli sivillere yardım etmek için

Yönetici Özeti

Türkiye, güney sınırlarına top ateşleri, bombalar, milisler, mülteciler, mezhep gerilimleri ve belirsizlik getiren Suriye iç savaşı için doğru tepkiyi bulmakta güçlük çekti. Şimdiye dek Türkiye, en az 300.000 cömertçe kapılarını açtı.  Ancak  çatışmaların bir çıkmaza sürüklendiği Suriye bir çöken devlet haline gelirken ve Türkiye ve uluslararası toplum birlikte çalışmakta yavaş kalırken, bu sayı üçe katlanabilir ve bu durum, çok yakında sürdürülemez hale gelebilir. Coğrafyası ve nüfus yapısı itibariyle Suriye’nin Türkiye’deki yansıması olan sınır ili Hatay, Ankara’nın yüz yüze olduğu insani ve güvenlik sorunlarının somut örneklerini barındırıyor. Buna mukabil Hatay, mültecilerin nasıl güvenli şekilde gözetilebileceğini de gösteriyor. Türkiye, muhtaç durumda sınırı geçmek için bekleyen Suriyelilerin giriş yapmalarına izin vermeli ve uluslararası kaynaklardan ve yardımlardan daha iyi yararlanmak için yasal düzenlemelerini değiştirmeli. Uluslararası toplum ise çok daha cömert olmalı ve Türkiye’nin yardım çabalarına destek olmaya daha fazla yoğunlaşmalı.  

Suriye’deki çatışmalar, bölgesel anlamda Türkiye’nin “sıfır sorun” politikasının nasıl çok yönlü sorunlara dönüştüğünü simgeliyor.  Ankara’nın Şam’la arasındaki şiddetli ihtilaf ve muhalif savaşçılara verdiği açık destek, Türkiye’yi seçeneklerini kısıtlıyor. Kriz, Türkiye’nin Arap dünyasıyla olan ana ticaret yollarının tıkanmasına ve Kürt sorununda yeni bir cephe açılmasına yol açtı. Türkiye, 2008 yılında İsrail’den İran’a tüm bölgesel güçlerle diyalog kurma yeteneğinden ötürü takdir edilirken şu anda ağırlıklı olarak Katar ve Suudi Arabistan gibi muhafazakar Sünni Müslüman ortakları ile paralel politıkalar izliyor. Suriye ve İran’dan kaynaklanan yeni tehditler, Türkiye’yi ABD ve AB’deki ortaklarıyla güvenlik bağlarını kısmen de olsa yeniden canlandırmaya ikna etti. Türkiye, gitgide daha fazla tarafgir bir aktör olarak görülmekte. Türk liderler, ülkenin bölgedeki en büyük güç olmak için yeterli kaynaklara sahip olduğunu iddia etseler de Suriye’deki olaylar üzerindeki etkisi sınırlı.

Şu an için en büyük sorunu, çoğunluğu Türkiye’nin sınır şehirlerinde bulunan, yaklaşık yarısı on yedi kampta, geri kalanı ise köy ve şehirlerde yaşayan Suriyeli mülteciler oluşturuyor.  Türkiye, şimdiye dek 750 milyon dolar harcama yaptı; ancak bağışçılarla uyuşmazlıklar nedeniyle yalnızca 100 milyon dolar uluslararası yardım alabildi. Halihazırda 100.000 Suriyeli, sınırın Suriye tarafında emniyetsiz ve acınası koşullarda mahsur kalmış durumda ve BM, kaçanların toplam sayısının bu yıl içinde ikiye ve hatta üçe katlanabileceğini öngörüyor. Muhalif savaşçılar ve pasaportu olan Suriyeliler, rahatça sınırı geçebiliyorlar; ancak Ankara, gelen mültecilere yalnızca kamplarda yer olduğunda izin veriyor. Uluslararası fonlarla sınırdan oldukça uzakta yeni kamplar inşa edilmeli.

Şu anda birkaç kamp ve civardaki bölgeler, çoğunluğu Sünni Müslüman olan Suriyeli muhalif savaşçılar tarafından ailelerini ziyaret etmek, tıbbi hizmet almak ve teçhizat satın almak için dinlenme yerleri olarak sıklıkla kullanılıyor. Bu durum, özellikle de nüfusun üçte birini Arap Alevi toplumundan gelen ve Suriye Alevileri ile doğrudan akrabalıkları olanların oluşturduğu Hatay bölgesindeki hassas etnik ve mezhepsel dengeleri kötü yönde etkiliyor. Türk makamları, Hatay’da Eylül 2012’deki gösteriler sırasında doruğa ulaşan bu gerilimleri şu ana kadar yatıştırabildi. Sorunun büyük bölümü—rakip toplulukların silahlandığı yönündeki muhtemelen abartılı raporlar gibi—yanlış algılamalara ve korkulara dayanıyor ve daha fazla açıklık ve diyalogla ele alınması gerekiyor. Fakat Ankara, Suriyeli muhalif savaşçıların Alevi bölgelerinde toplanmamalarını ve mülteci kamplarının üsler olarak kullanılmamasını temin etmeye devam etmeli.

İdeal olan, Suriyelilerin sorunlarının Türkiye’nin de istediği gibi Suriye’de çözülmesi; ancak yardım kuruluşları, malzemeleri kolaylıkla ülkeye taşıyamıyorlar. Uluslararası yardımların büyük bölümünün kendi kontrolünden geçmesini zorunlu kılan Suriye, muhalefetin kontrolündeki bölgelere en az miktarın ulaşmasını sağlamak için doğrudan sevkiyatı engelliyor. Türkiye’nin pek çok önemli yabancı sivil toplum örgütünün müdahil olmasını güçleştiren ve yabancı kaynaklı yardımların sınırlarından geçmesini yavaşlatan kısıtlayıcı kuralları bulunuyor. Suriyeli muhataplarca sınırda teslim alınan “sıfır noktası” yardımları hala yetersiz; ama sınırın öteki tarafına tam erişim olmadığı sürece bu sevkiyatların geliştirilmesi ve arttırılması gerekiyor.  Bunun olabilmesi için Türkiye, yasal düzenlemelerini hızlandırmalı ; böylece kendinin de yardım etme, izleme ve denetleme kapasitesini geliştirecektir.

18 Nisan’da BM Güvenlik Konseyi, ender görülen bir uyum içinde insani yardımın uygun durumlarda sınır ötesinden de olmak üzere en etkili biçimde kolaylaştırılması gereğinin altını çizdi. Birçok BM örgütünün Suriye’nin tüm bölgelerine yardım kuruluşlarının güvenli ve engelsiz erişimlerinin sağlanması için tüm taraflara yaptığı çağrıya destek verdi. Hem Şam’ın sınırları üzerindeki denetimi gevşetmeyi reddetmesi ve sivillere yönelik acımasız saldırıları, hem de muhalefetin kontrolündeki bölgelerde yaşanan organizasyon eksikliği ve adam kaçırmalar nedeniyle  yardım örgütleri, kuzeyde açıkça faaliyet göstermek hususunda temkinli davranıyorlar. İnsani amaç güden yardım örgütleri, kuzeydeki çaresizce yardıma muhtaç insanlara ulaşmakta ilave engellerle karşılaşmamalılar.  Suriye için orta vadede gerçekleşmesi en muhtemel tahmin çıkmaza sürüklenmek iken, Güvenlik Konseyi ve BM örgütleri sınır ötesi BM insani yardım operasyonu planlamak için Suriye hükümeti ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bölgedeki komşularla yaptığı müzakerelerdeki açıklamalarına bağlı kalmayı sürdürmeli. 

Türkiye, Suriye içindeki zorlu sorunları tek başına çözme kapasitesine sahip değil ve büyük ölçekli bir askeri müdaheleyi de düşünmüyor. Muhalif savaşçıların daha fazla silahlandırılmaları, rejimi süratle devirmelerini sağlayacakmış gibi görünmüyor. Ve Türkiye’nin Osmanlı geçmişi ve çevresindeki Sünni Müslüman bölgede sahip olduğu tarihsel öncü ve ekonomik rolü konusundaki iyimser görüşleri, kapısının eşiğindeki kontrol edilemez, parçalanmış, radikalleşmiş sahipsiz topraklar düşünüldüğünde gerçeklerle çelişiyor.  Bu arada Suriye’de milyonlarca sivilin dramı devam ediyor. Geçtiğimiz iki yıl içinde Ankara, duruma iyi yanıt vermiş olsa da mülteci krizi daha büyük ve uzun süreli bir hal alırken Türkiye’nin daha fazla desteğe ihtiyacı olacak. Türkiye, BM örgütleri ve uluslararası yardım örgütlerine daha fazla erişim sağlamalı. AB üyesi ülkeler ise ülkelerinden kaçan Suriyelilere giriş kolaylığı, , AB sınırından geri döndürülmeleri ve sığınma sağlanması hususlarında daha fazla dayanışma sergilemeliler.

Daha geniş anlamda Türkiye, Suriye krizinin hızlı çözümüne bel bağlayarak kendi itibarını riske atmamalı ve ağırlık verdiği konularda uzun vadeli değişiklikler yapmalı. Tüm taraflar ile daha erdemli bir konumda muhatap olabilmek için Sünni Müslüman bir hegemon devlet imajını yansıtmaktan kaçınmalı. Aynı zamanda sınırının güvenliğini yeniden sağlamalı ve Suriyeli muhalif güçlerin Suriye’ye dönmelerini istemeli. Sünni Müslüman bir imaj yerine dengeli bir bölgesel güç profili sergileyerek aynı zamanda Suriye’yi ele geçirmiş mezhepsel bölünmelerin sınırı aşarak Türkiye’ye, özellikle de Hatay bölgesine ulaşması ihtimalini önemli oranda azaltacaktır.

Antakya/Ankara/İstanbul/Brüksel, 30 Nisan 2013

Executive Summary

Turkey has struggled to find the right response to the Syrian civil war, which has brought shellfire, bombs, militias, refugees, sectarian tensions and uncertainty to its southern border. It has so far generously welcomed at least 300,000 Syrians. But this number could triple this year and prove unsustainable, with Turkey and the international community slow to work together, the Syrian conflict in a stalemate and Syria turning into a failed state. The border province of Hatay – whose geography and population make it a microcosm of Syria in Turkey – epitomises the humanitarian and security challenges Ankara faces. But Hatay also shows how refugees can be safely looked after. Turkey should allow entry to destitute Syrians waiting to cross, and change its regulations so that it can better receive international funds and assistance. The international community in turn should be far more generous and engaged in support of the Turkish aid effort.

Related Content

Regionally, the Syria conflict symbolises how Turkey’s “zero problem” policy has become multiple problems. Ankara’s bitter feud with Damascus and open support for opposition fighters box it in. The crisis has blocked Turkey’s main trade routes to the Arab world and opened a new front in its Kurdish problem. Whereas Turkey in 2008 was praised for its ability to speak to all regional players from Israel to Iran, it has now aligned predominantly with conservative Sunni Muslim partners such as Qatar and Saudi Arabia. New threats from Syria and Iran have persuaded it to revitalise security ties, albeit partially, with its U.S. and EU partners. Turkey is seen increasingly as a partisan actor. While Turkish leaders claim it has sufficient resources to be the region’s main power, leverage over Syrian events is clearly limited.

For now, the greatest challenge is Syrian refugees, most of whom are in Turkish border provinces, nearly half in seventeen camps, the rest in towns and villages. Turkey has spent $750 million so far, but has only received $100 million of international aid due to disagreements with donors. 100,000 of Syrians are now stuck in insecure, miserable conditions on the Syrian side of the border, and the UN predicts the total number of those fleeing could double or triple this year. Opposition fighters and Syrians with passports can cross the border freely, but Ankara allows incoming refugees only when there is room in camps. With international funding, new camps should be built well away from the border.

For now, several camps and the areas around them are frequently used by Syrian opposition fighters, in large part Sunni Muslim, as off-duty resting places to visit their families, receive medical services and purchase supplies. This is exacerbating sensitive ethnic and sectarian balances, particularly in Hatay province, where more than one third of the population is of Arab Alevi descent and directly related to Syria’s Alawites. The Turkish authorities have so far defused tensions in Hatay that had peaked with demonstrations in September 2012. Much of the problem appears to be based on misperceptions and fears – including probably exaggerated reports that rival communities are arming – that should be tackled with greater openness and engagement. Ankara should also continue to ensure that Syrian opposition fighters do not congregate in Alevi areas and its collective centres are not used as rear bases.

Ideally the Syrians’ problems should be dealt with in Syria, as Turkey wishes, but aid agencies cannot easily transport in supplies. Syria bars direct shipments, forcing most international aid to submit to its sovereign control and thus minimising how much reaches opposition-controlled areas. Turkey has restrictive rules that hold up registration of most major foreign non-governmental organisations (NGOs) and slow foreign shipments of aid through its border points. The “zero point” deliveries of aid to be picked up by Syrian counterparts at the border are still inadequate, but, in the absence of full cross-border access, should be improved and scaled up. To help, Turkey should streamline its regulations, which would also improve its own ability to assist, monitor and control.

In a rare show of unity on Syria, the UN Security Council on 18 April underlined the need to facilitate humanitarian assistance through the most effective ways, including where appropriate across borders. It supported the call by several UN agencies to all parties to ensure the safe and unimpeded access of aid organisations in all areas of Syria. Aid agencies are wary of operating openly in the north, due not only to Damascus’s opposition to any loosening of its control of borders and its ruthless attacks on civilians, but also because of the disorganisation and kidnappings in opposition-held areas. The agencies that choose to follow the humanitarian imperative should not face additional obstacles to reaching the desperately needy in the north. With stalemate the most likely medium-term outlook for Syria, the Security Council and UN agencies should follow up its statement in discussions with the Syrian government and neighbouring countries, including Turkey, to design a cross-border UN humanitarian operation.

Turkey has no capacity to solve intractable problems inside Syria alone, and is not considering significant military intervention. Stepped-up arming of opposition fighters seems unlikely to enable them to topple the regime quickly. And Turkey’s wishful thinking about the Ottoman past and a leading historical and economic role in its Sunni Muslim neighbourhood is at odds with the present reality that it now has an uncontrollable, fractured, radicalised no-man’s-land on its doorstep. Meanwhile, the suffering of millions of civilians in Syria continues. Even though Ankara has responded well over the past two years, it will need more support as the refugee crisis becomes larger and protracted. Turkey should allow UN agencies and international humanitarian organisations greater access. EU member states should also show more solidarity by facilitating access to their territory for fleeing Syrians, who should not be turned away at either EU borders and should be granted asylum.

More broadly, Turkey must stop betting its reputation on a quick resolution of the Syria crisis, and make some long-term changes of emphasis. In order to talk to all parties from a position of greater moral authority, it should avoid projecting the image of being a Sunni Muslim hegemon. It should also re-secure its border and ask Syrian opposition fighters to move to Syria. Publicly adopting a profile of a balanced regional power, rather than a Sunni Muslim one, would likewise do much to reduce any possibility that the sectarian polarisation that is crippling Syria will jump the border to Turkey, in particular to Hatay province.

Antakya/Ankara/Istanbul/Brussels, 30 April 2013

Syrian Spillover Risks for Turkey

As the humanitarian crisis reaches catastrophic proportions, Syria needs to open its borders to external aid, while Turkey and its international partners need more long-term planning to meet growing refugee needs and avoid having instability spill over the porous border.

blurring-borders-video-cover

Blurring the Borders: Syrian Spillover Risks for Turkey

Watch the Google+ Hangout with Hugh Pope, Crisis Group’s Turkey/Cyprus Project Director, and Didem Akyel Collinsworth, Turkey Analyst, to discuss their new report Blurring the Borders: Syrian Spillover Risks for Turkey. CRISIS GROUP

Subscribe to Crisis Group’s Email Updates

Receive the best source of conflict analysis right in your inbox.