icon caret Arrow Down Arrow Left Arrow Right Arrow Up Line Camera icon set icon set Ellipsis icon set Facebook Favorite Globe Hamburger List Mail Map Marker Map Microphone Minus PDF Play Print RSS Search Share Trash Crisiswatch Alerts and Trends Box - 1080/761 Copy Twitter Video Camera  copyview Whatsapp Youtube
Türkiye’ye kaçan Suriyeli sivillere yardım etmek için
Türkiye’ye kaçan Suriyeli sivillere yardım etmek için
War & Peace: Turkey’s Trials and Errors
War & Peace: Turkey’s Trials and Errors

Türkiye’ye kaçan Suriyeli sivillere yardım etmek için

Yönetici Özeti

Türkiye, güney sınırlarına top ateşleri, bombalar, milisler, mülteciler, mezhep gerilimleri ve belirsizlik getiren Suriye iç savaşı için doğru tepkiyi bulmakta güçlük çekti. Şimdiye dek Türkiye, en az 300.000 cömertçe kapılarını açtı.  Ancak  çatışmaların bir çıkmaza sürüklendiği Suriye bir çöken devlet haline gelirken ve Türkiye ve uluslararası toplum birlikte çalışmakta yavaş kalırken, bu sayı üçe katlanabilir ve bu durum, çok yakında sürdürülemez hale gelebilir. Coğrafyası ve nüfus yapısı itibariyle Suriye’nin Türkiye’deki yansıması olan sınır ili Hatay, Ankara’nın yüz yüze olduğu insani ve güvenlik sorunlarının somut örneklerini barındırıyor. Buna mukabil Hatay, mültecilerin nasıl güvenli şekilde gözetilebileceğini de gösteriyor. Türkiye, muhtaç durumda sınırı geçmek için bekleyen Suriyelilerin giriş yapmalarına izin vermeli ve uluslararası kaynaklardan ve yardımlardan daha iyi yararlanmak için yasal düzenlemelerini değiştirmeli. Uluslararası toplum ise çok daha cömert olmalı ve Türkiye’nin yardım çabalarına destek olmaya daha fazla yoğunlaşmalı.  

Suriye’deki çatışmalar, bölgesel anlamda Türkiye’nin “sıfır sorun” politikasının nasıl çok yönlü sorunlara dönüştüğünü simgeliyor.  Ankara’nın Şam’la arasındaki şiddetli ihtilaf ve muhalif savaşçılara verdiği açık destek, Türkiye’yi seçeneklerini kısıtlıyor. Kriz, Türkiye’nin Arap dünyasıyla olan ana ticaret yollarının tıkanmasına ve Kürt sorununda yeni bir cephe açılmasına yol açtı. Türkiye, 2008 yılında İsrail’den İran’a tüm bölgesel güçlerle diyalog kurma yeteneğinden ötürü takdir edilirken şu anda ağırlıklı olarak Katar ve Suudi Arabistan gibi muhafazakar Sünni Müslüman ortakları ile paralel politıkalar izliyor. Suriye ve İran’dan kaynaklanan yeni tehditler, Türkiye’yi ABD ve AB’deki ortaklarıyla güvenlik bağlarını kısmen de olsa yeniden canlandırmaya ikna etti. Türkiye, gitgide daha fazla tarafgir bir aktör olarak görülmekte. Türk liderler, ülkenin bölgedeki en büyük güç olmak için yeterli kaynaklara sahip olduğunu iddia etseler de Suriye’deki olaylar üzerindeki etkisi sınırlı.

Şu an için en büyük sorunu, çoğunluğu Türkiye’nin sınır şehirlerinde bulunan, yaklaşık yarısı on yedi kampta, geri kalanı ise köy ve şehirlerde yaşayan Suriyeli mülteciler oluşturuyor.  Türkiye, şimdiye dek 750 milyon dolar harcama yaptı; ancak bağışçılarla uyuşmazlıklar nedeniyle yalnızca 100 milyon dolar uluslararası yardım alabildi. Halihazırda 100.000 Suriyeli, sınırın Suriye tarafında emniyetsiz ve acınası koşullarda mahsur kalmış durumda ve BM, kaçanların toplam sayısının bu yıl içinde ikiye ve hatta üçe katlanabileceğini öngörüyor. Muhalif savaşçılar ve pasaportu olan Suriyeliler, rahatça sınırı geçebiliyorlar; ancak Ankara, gelen mültecilere yalnızca kamplarda yer olduğunda izin veriyor. Uluslararası fonlarla sınırdan oldukça uzakta yeni kamplar inşa edilmeli.

Şu anda birkaç kamp ve civardaki bölgeler, çoğunluğu Sünni Müslüman olan Suriyeli muhalif savaşçılar tarafından ailelerini ziyaret etmek, tıbbi hizmet almak ve teçhizat satın almak için dinlenme yerleri olarak sıklıkla kullanılıyor. Bu durum, özellikle de nüfusun üçte birini Arap Alevi toplumundan gelen ve Suriye Alevileri ile doğrudan akrabalıkları olanların oluşturduğu Hatay bölgesindeki hassas etnik ve mezhepsel dengeleri kötü yönde etkiliyor. Türk makamları, Hatay’da Eylül 2012’deki gösteriler sırasında doruğa ulaşan bu gerilimleri şu ana kadar yatıştırabildi. Sorunun büyük bölümü—rakip toplulukların silahlandığı yönündeki muhtemelen abartılı raporlar gibi—yanlış algılamalara ve korkulara dayanıyor ve daha fazla açıklık ve diyalogla ele alınması gerekiyor. Fakat Ankara, Suriyeli muhalif savaşçıların Alevi bölgelerinde toplanmamalarını ve mülteci kamplarının üsler olarak kullanılmamasını temin etmeye devam etmeli.

İdeal olan, Suriyelilerin sorunlarının Türkiye’nin de istediği gibi Suriye’de çözülmesi; ancak yardım kuruluşları, malzemeleri kolaylıkla ülkeye taşıyamıyorlar. Uluslararası yardımların büyük bölümünün kendi kontrolünden geçmesini zorunlu kılan Suriye, muhalefetin kontrolündeki bölgelere en az miktarın ulaşmasını sağlamak için doğrudan sevkiyatı engelliyor. Türkiye’nin pek çok önemli yabancı sivil toplum örgütünün müdahil olmasını güçleştiren ve yabancı kaynaklı yardımların sınırlarından geçmesini yavaşlatan kısıtlayıcı kuralları bulunuyor. Suriyeli muhataplarca sınırda teslim alınan “sıfır noktası” yardımları hala yetersiz; ama sınırın öteki tarafına tam erişim olmadığı sürece bu sevkiyatların geliştirilmesi ve arttırılması gerekiyor.  Bunun olabilmesi için Türkiye, yasal düzenlemelerini hızlandırmalı ; böylece kendinin de yardım etme, izleme ve denetleme kapasitesini geliştirecektir.

18 Nisan’da BM Güvenlik Konseyi, ender görülen bir uyum içinde insani yardımın uygun durumlarda sınır ötesinden de olmak üzere en etkili biçimde kolaylaştırılması gereğinin altını çizdi. Birçok BM örgütünün Suriye’nin tüm bölgelerine yardım kuruluşlarının güvenli ve engelsiz erişimlerinin sağlanması için tüm taraflara yaptığı çağrıya destek verdi. Hem Şam’ın sınırları üzerindeki denetimi gevşetmeyi reddetmesi ve sivillere yönelik acımasız saldırıları, hem de muhalefetin kontrolündeki bölgelerde yaşanan organizasyon eksikliği ve adam kaçırmalar nedeniyle  yardım örgütleri, kuzeyde açıkça faaliyet göstermek hususunda temkinli davranıyorlar. İnsani amaç güden yardım örgütleri, kuzeydeki çaresizce yardıma muhtaç insanlara ulaşmakta ilave engellerle karşılaşmamalılar.  Suriye için orta vadede gerçekleşmesi en muhtemel tahmin çıkmaza sürüklenmek iken, Güvenlik Konseyi ve BM örgütleri sınır ötesi BM insani yardım operasyonu planlamak için Suriye hükümeti ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bölgedeki komşularla yaptığı müzakerelerdeki açıklamalarına bağlı kalmayı sürdürmeli. 

Türkiye, Suriye içindeki zorlu sorunları tek başına çözme kapasitesine sahip değil ve büyük ölçekli bir askeri müdaheleyi de düşünmüyor. Muhalif savaşçıların daha fazla silahlandırılmaları, rejimi süratle devirmelerini sağlayacakmış gibi görünmüyor. Ve Türkiye’nin Osmanlı geçmişi ve çevresindeki Sünni Müslüman bölgede sahip olduğu tarihsel öncü ve ekonomik rolü konusundaki iyimser görüşleri, kapısının eşiğindeki kontrol edilemez, parçalanmış, radikalleşmiş sahipsiz topraklar düşünüldüğünde gerçeklerle çelişiyor.  Bu arada Suriye’de milyonlarca sivilin dramı devam ediyor. Geçtiğimiz iki yıl içinde Ankara, duruma iyi yanıt vermiş olsa da mülteci krizi daha büyük ve uzun süreli bir hal alırken Türkiye’nin daha fazla desteğe ihtiyacı olacak. Türkiye, BM örgütleri ve uluslararası yardım örgütlerine daha fazla erişim sağlamalı. AB üyesi ülkeler ise ülkelerinden kaçan Suriyelilere giriş kolaylığı, , AB sınırından geri döndürülmeleri ve sığınma sağlanması hususlarında daha fazla dayanışma sergilemeliler.

Daha geniş anlamda Türkiye, Suriye krizinin hızlı çözümüne bel bağlayarak kendi itibarını riske atmamalı ve ağırlık verdiği konularda uzun vadeli değişiklikler yapmalı. Tüm taraflar ile daha erdemli bir konumda muhatap olabilmek için Sünni Müslüman bir hegemon devlet imajını yansıtmaktan kaçınmalı. Aynı zamanda sınırının güvenliğini yeniden sağlamalı ve Suriyeli muhalif güçlerin Suriye’ye dönmelerini istemeli. Sünni Müslüman bir imaj yerine dengeli bir bölgesel güç profili sergileyerek aynı zamanda Suriye’yi ele geçirmiş mezhepsel bölünmelerin sınırı aşarak Türkiye’ye, özellikle de Hatay bölgesine ulaşması ihtimalini önemli oranda azaltacaktır.

Antakya/Ankara/İstanbul/Brüksel, 30 Nisan 2013

War & Peace: Turkey’s Trials and Errors

This week on War & Peace, Olga Oliker and Hugh Pope are joined by veteran Turkish diplomat Ambassador Selim Yenel for a close look at Turkey’s newly assertive regional policy and how to get key relationships with allies in Europe and the U.S. back on track.

S2 E10: Turkey’s Trials and Errors

Ankara’s assertive foreign policy choices delight many at home. But they can puzzle and anger its counterparts as Turkey experiments with increasingly militarised postures in the Eastern Mediterranean Sea, the South Caucasus and the ongoing wars in Libya and Syria.

Ambassador Selim Yenel, Turkish ambassador to the EU until 2017 and now president of the Istanbul-based think-tank Global Relations Forum, joins Olga and Hugh to help make sense of what is driving Ankara in a changing world. Together they dive into the making of a regional power, the costs of undercutting dialogue with hard-power moves, the imperative of undergoing reforms at home, and what can be done to revive Turkey’s EU accession process. 

Arguing that Turkey’s recent shifts have been more reactive than proactive, Ambassador Yenel urges all sides to cool down rhetoric and calls for a return to more empathetic diplomacy. Even if NATO member Ankara has made mistakes – for instance in the purchase of S-400 ground-to-air missiles from Russia – he says others have too, and thus Turkey deserves to be met halfway.

Click here to listen on Apple Podcasts or Spotify.

For more information, explore Crisis Group’s Turkey page and visit the Global Relations Forum website.